İlhan Kaya'dan mektup var: "Bu mektup yoluyla hakikatin yayılması için destek çağrısında bulunuyoruz."

“Birlikte tutuklandığım arkadaşım Celal Elmacı’yla birlikte, desteğini, dayanışmasını esirgemeyen, tanıdık tanımadık tüm dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi ve selamlarımızı yolluyoruz. Ve sevgili dostlarımıza bu mektup yoluyla hakikatin yayılması için destek çağrısında bulunuyoruz.  Sizleri çok seviyoruz. Hoşça kalın…

İlhan KAYA

2 No’lu L Tipi Hapishane B-9-5

Sincan/ANKARA

12 Mayıs 2026

Sayın Özcan Yaman, Merhaba

              Nasılsınız? Dilerim ki çok iyisinizdir. Bizler de gayet iyiyiz. 

              Bu mektubu size Sincan 2 No’lu L Tipi Hapishane’den yazıyorum. Amacım örgütlü bir yalan kampanyasına ve saldırıya karşı gerçeği anlatmak. 

              Gerçeğin ve haklının peşinde olan bir aydın olduğunuzu biliyoruz. Size yazma nedenimiz bu. Sizden istediğim bu mektubu yaymanız ve hakikatin duyulmasına katkı sağlamanızdır. 

              Adım İlhan Kaya. 42 yaşındayım. İstanbul’un bir gecekondu mahallesinde doğdum. Bütün yoksul çocuklar gibi zenginlerle yoksullar arasındaki adaletsizliğe karşı öfkeyle büyüdüm. Sömürü düzeninin baskısına tanık oldum. Büyüdükçe adaletsizlikten ve sömürüden kurtuluşun tek yolunun mücadele etmek olduğunu öğrendim. O günden beri yerimi emekçi sınıfın, yoksul halkın safı olarak belirledim. Bir devrimci ve sosyalist olarak yaşadım, yaşıyorum ve yaşayacağım. Tutuklanıp hapsedilmemin gerçek nedeni budur. Birazdan açıklayacağım gibi, başta “bayrağa saldırı” yalanı olmak üzere, geri kalan her şey yalan ve yaygaradan ibarettir. 

              Ait olduğum sınıfın çocuklarının çok azı iyi üniversitelerde okuma fırsatı bulur. ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunuyum. Aynı zamanda ODTÜ Tarih bölümü 1. Sınıf öğrencisiyim. Geçimimi işçilik ve mühendislik yaparak sağlıyorum. 

              6 Mayıs günü ODTÜ’de bir grubun yarattığı provokasyon sonrası sosyal medyada arkadaşlarımla birlikte hedef gösterildik. Twitter vb. platformlarda hakkımda yalan ve hakaretlerle dolu paylaşımlar yapıldı. Evim gece vakti kapısı kırılarak basıldı, işkenceyle gözaltına alınıp tutuklandım. 

              6 Mayıs’ta aslında ne oldu? Kısaca anlatayım. O gün, geleneksel ODTÜ şenlikleri kapsamında İlkay Akkaya, Hüsnü Arkan ve Moğollar’ın konseri vardı. Öğrencisi, mezunu, hocası, çalışanıyla binlerce ODTÜ’lü konseri dinlemek için Devrim Stadyumu’ndaydık. 

              Ancak yaklaşık 40-50 kişilik bir grup şenlik havasına aykırı bir şekilde davranıyordu. Düdük çalarak, bağırarak ve yuhalayarak hem sahnedeki İlkay Akkaya’yı hem de onu dinlemek için gelen binlerce insanı rahatsız ediyorlardı. Bununla da sınırlı değil. Grup, sanatçıyı yuhalarken bozkurt işareti yapıyor ve eylemlerinin siyasi amacını açığa vuruyordu. Ve tüm bu saygısız tavırlarını da ellerine aldıkları bir Türk bayrağıyla örtmek niyetindelerdi. 

              Stadyumdaki çoğu insan gibi ben de bu saldırgan tutuma tepki gösterip tartışmaya başladım. Karşılığındaysa daha da çığrından çıkan bağırmalar ve ağza alınmayacak küfürler duyduk.  Tartışma sırasında bu kişiler tarafından yere düşürülüp darp edildim. Sonrasında tartışma büyüdü ve stattaki daha fazla insan sloganlarla haklı tepkisini gösterdi. 

              Yaşananlar sırasında bayrağa herhangi bir fiziksel ya da sözlü saldırıda bulunmadım, hakaret etmedim. Böyle bir saldırıya şahit de olmadım. Karşı tarafın çektiği görüntülerde bile buna dair bir iz yoktur. Ayrıca savcılık ve hakimlikte bayrağa saldırdığıma dair tek bir kanıt konulmadı önüme. 

              İşin özü, bayrağın arkasına saklanan bir grubun provokasyonu ve sosyal medya ile iktidar medyasının düzenlediği bir yalan ve hakaret kampanyası sonucu hapse atıldık. 

              Bilirsiniz, ülkemizde devrimci-muhalif kesimlere karşı ne zaman bir provokasyon ya da linç saldırısı örgütlense “bayrağa saldırdılar” ya da “camiye saldırdılar” yalanı kullanılır. Yaşadığımız olay bu saldırılarda yeni bir halkadır. Değişen, yalnızca biçimdir.

              Evimin basılması sırasında ters kelepçeyle yerdeyken kafam ve yüzüm polislerce tekmelendi. Adliyeye girerken karşı koymamıza rağmen kolumuz büküldü, boynumuza bastırıldı, omzumuz sakatlandı. İşkence, en açık tabirle insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Yapılan işkenceyi izleyip mutluluk duymak, onaylamaksa en az işkence yapmak kadar suçtur, utanç vericidir. 

              Yaşadıklarımız şunu da göstermiştir ki, “muhalif” geçinen bir kesim, hedefte devrimciler olduğunda iktidarla güle oynaya işbirliğine gitmektedir. Bunun da halkın o ölümsüz hafızasına yazıldığına şüphemiz yok. 

              İzin verirseniz bir noktayı daha belirtmek istiyorum. Medyada geçmişim konu edilmiş ve “bayrağa saldırı” yalanı üzerinden vatanseverlik tartışılmış! Evet, bundan önce 3 defa tutuklandım; hayatımın 7 yıla yakın bir bölümü hapishanelerde geçti. Tutuklanmama gerekçe gösterilen eylemler şunlardı: 12 Eylül’ün mirası YÖK’ü protesto etmek, İncirlik’e yürüyüp Amerikan üssünü protesto etmek, ABD ve İsrail’in halklara saldırması için inşa edilen radar üssüne karşı çıkmak amacıyla Kürecik’e gitmek, Soma-Kınık bölgesinde madencilerin hak arama eylemlerine katılmak, haksız bir şekilde işten atılan emekçilerin işlerine geri dönmek için başlattıkları Yüksel Direnişi’ne destek vermek…

              Ülkemizin en ağır, en yakıcı sorunu olan adaletsizlik nedeniyle bedel ödeyenlerden yalnızca biriyim. Ve bu saydığım amaçlar için mücadele etmek suç değil, bir onurdur. Ne mutlu bize ki, özgür bir vatan ve halkımızın layık olduğu adaletli yaşama kavuşması için tutsak edildik. Bu geçmişle, geçmişimizle onur duyuyoruz. 

              Asıl suçlular halka yoksulluğu, sefaleti ve baskıyı reva görenlerdir. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan bu düzenin efendileridir, gerçek suçlular. Anadolu’nun toprağını, insanını, geleceğini emperyalistlerin yağmasına açanlardır. Ve bu suçlarını bayrakla örtmeye çalışanlardır. 

              Son olarak hiçbir yalan ve saldırının, işkence ve hapishanenin bizi yıldırmaya gücünün yetmeyeceğini vurgulamak isterim. Yüreğimizde umutsuzluk, hüzün ya da korkunun zerresi yok. Öfkeli ve umut doluyuz. 

              Buralara nasıl girdiysek öyle de çıkacağız: yüreğimizde halk sevgisi ve özgürlüğe olan inancımızla. Ve çıktığımız gün Mamak’ın, Sincan’ın, Altındağ’ın işçi mahallelerinde, ODTÜ’de gerçeği anlatmaya devam edeceğiz. 

              2005 yılında arkadaşlarımla birlikte tutuklandığımızda Ulucanlar Hapishanesi’nin avlusunda Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam edildiği o koca ağacın gölgesinde durduğumuzu hatırlıyorum. O gün, orada ne düşünüyor, hissediyor ve neye inanıyorsam 21 yıl sonra bugün de aynı düşünceleri, duyguları ve inancı koruyorum. 

              Sayın Özcan Yaman, sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Dilerim bu satırları daha fazla insana ulaştırabilirsiniz. 

              Birlikte tutuklandığım arkadaşım Celal Elmacı’yla birlikte, desteğini, dayanışmasını esirgemeyen, tanıdık tanımadık tüm dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi ve selamlarımızı yolluyoruz. Ve sevgili dostlarımıza bu mektup yoluyla hakikatin yayılması için destek çağrısında bulunuyoruz. 

              Sizleri çok seviyoruz. Hoşça kalın…

İlhan KAYA

2 No’lu L Tipi Hapishane B-9-5 Sincan/ANKARA

Fotoğraf kaynak: Bianet