Hasta tutsaklardan Enver Yanık yazdı: “Tecrit İşkencedir. Tecritte Israr İşkencede Isrardır. 158 gün hiç hücre dışına çıkamadım ve gökyüzünü göremedim. ”

“158 gün hiç hücre dışına çıkamadım ve gökyüzünü göremedim. 158. günde; günde bir saat havalandırmaya çıkıp güneşle maviliği, bulutu ve gökyüzünü izliyorum. 23 saat hücrede, bir saat dışarıda kalmaya başladım…”

Enver Yanık Menemen R-Tipi Hapishane D2-Blok 04 Nolu Hücre…

***

“Tecrit İşkencedir. Tecritte Israr İşkencede Isrardır.” 10 Mayıs 2026, Pazar

Merhaba Sevgili Adil Hocam;

              “Dijital Fırça, Özgür Zihin” adlı etkinliğinize davet ettiğiniz mektubunuzu 8 Mayıs 2026 Cuma günü aldım. Yazmak için uygun zamanımı ve saatimi bekledim. Daha önce de bir mektubunu almıştım ve (cevabımı) yanıtımı 19 Ocak’ta postaya vermiştim, umarım elinize geçmiştir. 

              Katılımcılar; bölümündeki isimlere baktım. Kimisi ile yaşamımın çeşitli kesimlerinde aynı acıları ve sevinçleri yaşadığım, kimisini de gıyabında tanıdığım dostlarım… Hepsine sizin aracılığınızla selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sevgili Metin Turan’ın da üç kitabını aldım, okuyup değerlendireceğim. Dr. Ezgi Bakçay’a teşekkür ediyorum. Ben de uzun tartışmalarla bu durumu “Özgür Tutsak” olarak tanımlayan bir anlayışı benimsemiştim. Akademideki “Yaratıcı Özne” kavramı ile örtüştüğünü düşündüm. 

              Durumumdan haberdar olduğunu düşünüyorum. O nedenle ayrıntı yazmıyorum. En son 27 Nisan 2026’da “Enver Yanık için Adalet ve Hasta Tutsaklara Özgürlük” temalı bir etkinlik olduğu haberini almıştım. İzmir’de olan bu etkinlik sosyal medyada ve yazılı basında yer bulmuş. 

              Burada 158 gün hiç hücre dışına çıkamadım ve gökyüzünü göremedim. 158. günde; günde bir saat havalandırmaya çıkıp güneşle maviliği, bulutu ve gökyüzünü izliyorum. 23 saat hücrede, bir saat dışarıda kalmaya başladım… Bu, günde bir saatin, haftada bir saatin halı sahaya çıkarak, yine haftada bir saatini kütüphaneye çıkarak, kullanıyorum. Halı saha kenarlarında kendiliğinden çıkan “karahindiba”lar, sarı çiçekler, bende farklı bir duygu oluşturuyor. İzmir’imin bir tepesi ve birkaç çam ağacı yine gözümün fotoğraflanmasından kaçamayan görüntüler oldu. 

              R-Tipi Hapishanesi idaresi tecritte ısrar ederek hiçbir tredman yaptırımına tabi olmayan “Sohbet Hakkım”ı engelliyor, beni hiç kimse ile karşılaştırmamaya özen gösteriyor. 2 Nisan 2026’dan bu yana burada iki siyasi tutsak olduk. Elazığ R-Tipi Hapishanesi’nden Abdülmenaf Aytaç geldi, ama bizi görüştürmüyorlar. Aynı Blokta 06 Nolu Hücre’de kalıyor… 1993’te Malazgirt’te köyü yakılmış, köyündeki evi ile birlikte o da yanmış ve engelli kalmış… Kürtçe okuyup yazıyor, şiirlerini Kürtçe yazıyor. Türkçe yavaş da olsa okuyor, ama derdini anlatacak kadar yazamıyor… Adresi tam olarak şöyle; Abdülmenaf Aytaç; Menemen R-tipi Hapishane D2-Blok 06 Nolu Hücre Menemen/İzmir.

              Menemen R-Tipi Hapishanesi 37 günde; beni tekerlekli sandalyemi alarak yatağa mahkum etti. Tecritte yeni bir aşama kaydetti. Tekerlekli sandalyeyi ailemin almasını-satın almasını dayattı… Tecritin 168. gününde ailem ve dostlarımın çabası ile tekerlekli sandalyeyi ancak kendi paramızla alabildik ve bu bana kısmi bir hareket olanağı sağladı. 

              “Gökyüzü senindir, gökyüzü herkesindir”

              Gönderdiğin karttaki şiirini sesli tekrar okudum. Etkinlik yerinin adresine tekrar baktım. Bugün götürüldüğüm havalandırmada (onlar memur bahçesi diyor. Birkaç tane spor aleti bulunuyor.) Dikdörtgen olarak gökyüzünde mavilik ve güneş beni karşıladı. Bir saatte; İzmir’de sıcaklık 28 derece ölçüldüğü halde ayaklarım ancak ısındı. 

              Güneşle iletişimdeyken “Kültürhane”yi, orasının oluşum sürecini ve mantığını düşündüm. Beyin jimnastiği yaptım. Orayı ziyaret ettiğimin ipuçlarını yakaladım. Ama ayrıntıyı bulamadım. Kamudan ihraç edilen dört akademisyenin çabası ve öncülüğü, felsefesi ile orasının açıldığı bilgisine doğru ya da yanlış usumda ulaştım. Bu benim için iyi bir şey…

              Sevgili Adil Hocam…

              Size bir ürünle gelmek isterdim. Benim felsefemde hapishanede yaşamak üretmekle eşdeğerdir. Yalnızlığa, tecrit kuşatmasına karşı tek bir silahımız var, o da üretmek, üretirken direnmektir. Daha önceki mektubumda yazdım mı anımsamıyorum. Ben de okumalarımı; Edebiyat ve “Marksist Felsefe” temelinde yürütüyorum. Sağlığım elvermediği için çok hızlı ilerleyemiyorum. Mesela iki gündür çok yoğun, çekilmez baş ağrıları çekiyordum…

              Bildiğim kadarı ile “Görülmüştür” çalışmasının tarihi bir hayli uzundu. Özgürlük koşullarında sergilerinize katılmaya özen gösteriyordum. Bugün üretmesi gereken öznelerden biri haline geldim. Sergiye daha bir ay gibi bir zaman var. Yine yazışırız, haberleşiriz. Haberleşme koşullarımızı oluşturduk. 

              “Kültürhane” ve o mantığı ısrarla hayatta tutanlara selamlarımı gönderiyorum. Tanıdık-tanımadık, yüreği direnişte atan tüm dostları sevgi ile kucaklıyorum. 

              Umutla Kalın, Dirençle Kalın. 

              Umudunuz Umudumuzdur. 

Enver YANIK

R-Tipi Hapishane D2-Blok

04 Nolu Hücre

Menemen/İZMİR