SAMİ ÖZBİL: ZİNDANDAN YÜKSELEN EDEBİYAT
Adil Okay
“Ne vakit paslansa kelimeler / Zorlansam yokluğunun imtihanında / Göğe açarım kollarımı / Yüzümde duymak için avuçlarını.” Sami Özbil
Bu dizeler, tam 29 yıldır demir parmaklıklar ardında bir yaşam süren yazar Sami Özbil'e ait. Gençlik yıllarında adım attığı hapishaneyi adeta bir okula dönüştüren Özbil, burada olgunlaşmış, orta yaşına erişirken kalemini hiç bırakmamış. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazmasının yanı sıra, roman, öykü ve şiir gibi farklı edebi türlerde de eserler vermiş. Bugüne kadar sekiz roman, bir öykü ve dört şiir kitabı yayımlanmış olan Sami Özbil, edebiyatın gücünü zindan duvarları arasında bile kanıtlamış bir isim.
"Görüldü" Mührünün Gölgesinde Bir Mücadele
Özbil'in "Umutlu zamanlar olsun" dileğiyle bana imzaladığı dördüncü şiir kitabı "Narı Çalsam Gölgene"nin[i] ikinci sayfasında, "Hapishane Eğitim Komisyonu" tarafından basılmış kocaman bir "Görüldü" mührü yer alıyor. Normal şartlarda rutin bir uygulama olarak görülebilecek bu mühür, bende artık "kötülüğün imzası" izlenimi bırakıyor. Zira bu mühür, ne yazık ki hep muhaliflerin bağrına basılıyor.
Örneğin, politik mahpuslara yolladığım birçok yasal kitabım, "görüldü, yasak, sakıncalı, kuruma kabul edilmiyor" gibi ibarelerle damgalanarak geri döndü, bazıları da “sakıncalı” denilerek hapishane deposunda çürümeye terk edildi; sahiplerine asla ulaşamadı. Sadece benimkiler değil, yüzlerce yasal kitap da hapishanelerin "Eğitim komisyonları"nın bu mühürleriyle aynı akıbete uğradı. Kimi zaman da tutsaklara kendi yazdıkları kitapların bile verilmediğini basından öğrendik. Bu konuda defalarca basın açıklaması yaptım, kitaplarına ulaşamayan birçok tutsak da infaz hakimliğine başvurdu.[ii] Bazıları hukuk mücadelesini kazansa da bazıları kazanamadı. Kitaplarıma ulaşamayan tutsaklar, itiraz dilekçe örneklerini, mahkeme belgelerini ve tutanakların fotokopilerini bana yolladılar. Bu belgeler, ibret verici birer kanıt olarak arşivimde duruyor. Kısacası, bir hapishanede serbest olan yasal bir kitap, diğerinde yasaklanabiliyor. Yasa ve mevzuat aynı olmasına rağmen, keyfiyet had safhada. Tutsaklar, en temel hakları olan "okuma hakkı" için bile mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Sami Özbil de işte bu koşullar altında yazmaya devam ediyor.
Bir süre önce tutsak Dr. Ayhan Kavak ile birlikte hazırladığım ve Klaros Yayınları'ndan çıkan "Firari Yazılar - İçerideki Yazarlarla Söyleşiler"[iii] adlı kitapta yer alan 38 tutsak yazardan biri de Sami Özbil.
Sami Özbil'den Bir Mektup
Bugün Sami'den bir mektup aldım. Onu da paylaşayım. Mektup bu “teknoloji” çağında bir ayda adresime ulaştı.
“Adil Arkadaşım Merhaba;
Uzun zaman sonra bir kartla haber aldım senden. Yeni sergi hazırlıyoruz demişsin, bir sayfalık deneme, şiir veya öykü demişsin. Üçünü birden yolluyorum. Öykü "kısa kısa" diye anılanlara benzedi. ‘Riıls’ mı diyorsunuz, bir anlamda da o tip videolar gibi galiba? İki yazı arasında bir boş günüm vardı, aklımdayken, istediklerini aradan çıkarayım dedim.
Tahliye öncesi son şiir kitabını toparlamaya başladım, muhtemelen şiiri temelli bırakacağım. Şiir uğraşını anlatımı disipline ediyor malum, bıraksam da oradan edindiğim terbiyeyi düzyazıya katarım bir biçimde. Gerisi bildiğin meşguliyetler. Birikim’e deneme türünde yazmaya devam, arada makale ve incelemeler de sürüyor.
“Yaz Cinayetleri” çoktan bitti. Dinde Devrim- İslamın Doğuşu'nu tamamladım, seneye yayınlanır muhtemelen.
İki kısa roman var aklımda, biri 800'lerde diğeri 2010'larda akıyor, kafamın içinde dönüp duruyor hikayeler ama fırsat bulup başlayamadım.
Bir de senaryo tabii, son yıllarda senaryo üzerine çalıştım. Aklımdaki çıkışla ilgili bir senaryo da var, hapisten çıkan birinin hikayesi. 12 Eylül sonrasının veya o tür hapisten çıkan filmlerden eleştirisini içeren ama antitezi olmayan, kendisini öyle bir karşıtlıkla görevlendirmeyen bir hikâye. Belki fırsatım olmayacak bunlara bilmiyor ama elimden geldiğince okuyup yazmaya çalışıyorum.
Paris’ten getirdiğin selamlar için bilhassa teşekkür ederim.
İyi bak kendine. Sevgilerimle.”
Sami Özbil. 1 No’lu F Tipi Hapishane. Kandıra - Kocaeli
"Dünyayla Aramdaki Son Bağdı"
Son olarak Sami’den bir şiir paylaşayım. Bu, onun “Dünyayla aramdaki son bağdı” diye betimlediği annesini kaybettikten sonra yazdığı bir şiir. Yanlış anımsamıyorsam, annesinin cenazesine katılmasına izin verilmemişti. "Narı Çalsam Gölgene" adlı şiir kitabında yer alan 80 şiir içinde beni en çok etkileyenler de annesi için yazdıklarıydı.
“Anne dolu dünya
Dolabı açıyorum tencere dolusu sarma
Oğlum çıkarsa yesin demiş
Hıçkıra ağlaya bakıyorum pencereye oturmuş dağa
Yüklükte lavanta kokan pike
Bunu örter sıcak gecelerde
Sonra adımı sayıklaya sayıklaya yoğun bakım
Gözlerini açmış en son
Beni sen sandı dedi Erhan
Çok şükür bitti hapisliğin
Annemden kalan son kelimeler kalbimi dağlayan
Artık kimsesizim
Dünyayla aramdaki son bağdı
Annem daha sağdı
Geldi sarıldı dünyamsın diye fısıldadı
Bir o bırakmaz sanırdım
O da kandırdı…”
Sami ÖZBİL
[i] Sami Özbil, Narı Çalsam Gölgene, Şiir, Ceylan Yayınları, İstanbul, kasım 2021.
[ii] https://edebiyatbahcesi.net/kose-yazisi/2492/yasaklanan-kitaplarimiz
[iii] Firari yazılar, İçerideki Yazarlarla Söyleşiler, Hazırlayanlar: Adil Okay – Ayhan Kavak, Klaros yayınları, Ankara, Ekim 2021.