Doğanın Küçük Mucizeleri: Güvercinler ve Sukulentler

 

İSKENDER KARAMAN

 

DUVARLARIN ARDINDAKİ YEŞİL DÜNYA VE VİCDANIN SESİ

 

Sevgi ve özlemle merhaba! Uzun bir aradan sonra kalemi elime alıp sizlere yeniden seslenmek istedim. İçimde dindiremediğim bir yeşil ova özlemi var; baharın o büyüleyici manzaralarını, çimenliğin kokusunu ve doğanın her tonunu damarlarımda hissediyorum. Bazen bu özlem o kadar somutlaşıyor ki, kendimi bir buzağı saflığıyla o ovalara dalıp akşama kadar otlarken hayal ediyorum. Bulunduğum bu dört duvar arasında yeşillik yok ama biliyorum ki dışarıda her dalın kendine has bir havası, her çiçeğin bir ruhu var.

 

Güneş bugün havalandırmaya uğramadı ama ben onun dışarıda yıldızları birer birer yaktığını biliyorum. Güneşin ve dünyanın, patlamış bir yıldızın tozundan var olduğunu bilmek, karanlığın içindeki o ışığın anlamını daha da derinleştiriyor. Bazen sadece gözlerimi kapatıp duvarları güneş ışığıyla parlatmayı, o gri betonları gökyüzü gibi masmavi ve berrak görmeyi diliyorum. Hafızam beni sık sık çocukluğuma, köydeki ağaç tepelerine götürüyor. Elimizde bir kuru ekmekle ağaçlara tırmandığımız o günler, ağacın enerjisini ve yaprakların dokunuşunu ruhumuzda hissettiğimiz en özgür zamanlardı.

 

Savaşın Gölgesinde İnsanlık ve İklim Krizi 

Dünya genelinde savaşlar tüm yıkıcılığıyla devam ediyor; figürler değişse de hikaye hep aynı melodramı barındırıyor. Yıkılan evler, sönen hayatlar ve paramparça olan kalpler... Picasso’nun tablolarında gördüğümüz o savaş ironisi, bugün hala en acı haliyle karşımızda duruyor. Barış, milyonlarca insanın ortak zaferi olabilecekken, ne yazık ki savaşın dramı paylaşılmaya devam ediyor.

Üstelik savaş sadece insanı değil, iklimi de vuruyor. Savaşın yarattığı ekolojik tahribat, aslında toplumsal bir kalp krizi gibidir. Biz tutsaklar, iklim krizinin etkilerini en derinden hissedenleriz. Doğayla savaşmak yerine onunla dengeli bir yaşam sürmeyi öğrenmeliyiz. Kentlerde yaşayanların yıkıcı etkisine inat, doğaya duyarlı bir farkındalık yaratmak zorundayız. Bu noktada iklim krizi için çabalayan, ses çıkaran herkese selam olsun!

 

Geleceğin Şehirleri: Yeşil Çatılar ve Sünger Kentler

Doğaya olan ilgisizliğimiz bizi sel felaketlerine ve kuraklığa sürüklüyor. Oysa çözümün bir parçası mimarimizde saklı. Gelecekte binaların zirvelerinde "yeşil çatı" sistemlerini daha çok görmeliyiz. Bu sistemler sadece görsel bir güzellik değil, aynı zamanda yazın soğutma, kışın ısıtma sağlayarak iklim değişikliğinin hızını yavaşlatacak birer kalkandır. Yağmur suyunu bu çatılarda depolayıp arıtmak, su krizine karşı en doğal cevabımızdır.

Aynı şekilde "sünger şehir" modellerini hayata geçirmeliyiz. Yağmurun yağdığı yerde toprak tarafından emilmesini sağlayan yeşil bir altyapı, ani sellerin canımızı yakmasını önleyecektir. Eskiden köyümüzdeki "xani" dediğimiz toprak evler bu mantıkla çalışırdı; kışın sıcak, yazın serin kalırlardı. Bacalarından doğal bir hava akışı geçer, toprakla nefes alırlardı. Bugünün mühendisliği, bu kadim dürüstlüğü ve doğayla uyumu yeniden hatırlamalıdır.

 

Vicdan, Umut ve Özgürlük Ruhu 

Yirmi iki yıldır bu duvarların arasındayım ama içimdeki özgürlük ruhu hiçbir zaman sönmedi. Özgürlüğü zihnimde canlandırabiliyor; yarınlara dokunabiliyor ve duyabiliyorum. Mektuplar aracılığıyla yalnızlığımı paylaşıyor, kalbimi müzikle ve kitaplarla diri tutuyorum. Hayatın şiirselliği ve müziğin dokunuşu, en dramatik anlarda bile insanı değiştirecek bir güce sahip.

İnsan umutsuz yaşayamaz. Hücrelerimiz nasıl kendini yeniliyorsa, umudumuz da en yıpranmış anlarda bile yeniden yeşerebilir. Önemli olan vicdanın sesine kulak vermektir. Vicdanlı bir insanın yürüyüşü bile naziktir; tıpkı Sokrates’in düşüncelerinin yüzyıllardır aramızda yürümesi gibi.

 

Doğanın Küçük Mucizeleri: Güvercinler ve Sukulentler

Şu an havalandırmada bir güvercin yuvası var. Dikenli tellerin üzerine birkaç kuru dal koyup yavrularını büyüten o güvercin, sanki bize hayatın inadını gösteriyor. Bir de havalandırmaya düşen minik sukulent dallarım var. Gece gözeneklerini açıp nefes alan, bünyesinde su tutan bu dirençli bitkileri yetiştirmek, bana sabrı ve doğanın mucizesini öğretiyor.

Özgürleştiğim gün, ilk işim toprağı öpmek ve mis kokulu çiçeklerin enerjisini içime çekmek olacak. O zamana kadar sizlerden ricam; açık havanın, toprağın ve balkonunuzdaki çayın tadını benim yerime de çıkarın. Unutmayın, insan kalbiyle ve vicdanıyla güzeldir.

Selam, sevgi ve saygılarımla... 

İskender Karaman 

1 No’lu F Tipi Hapishane Tekirdağ