ŞERİVAN AL MAHMUD YAZDI: BAZEN ÇOCUĞUM, BAZEN RESSAMIM, BAZEN DE KADINIM AMA HAYALLERİM HEP ÖZGÜRLÜK PEŞİNDE

BAZEN ÇOCUĞUM, BAZEN RESSAMIM, BAZEN DE KADINIM AMA HAYALLERİM HEP ÖZGÜRLÜK PEŞİNDE

Merhaba Değerli Adil Hocam,

              Umarım her açıdan iyisinizdir. İnşallah sağlığınız açısından hiçbir sorun, sıkıntınız kalmamıştır. Dualarım hep sizinle. Bu hafta değerli mektuplarınızı aldım. Kartpostallar için teşekkür ediyorum. Metin Ekinci’nin hazırladığı “Adil Okay’ın Sürgün Yaşamının Özeti” kartpostalınız çok başarılı olmuş. İlk defa sizin fotoğrafınızı gördüm:) Sevgili hocam bana yolladığınız “KAYIP HATTIN YOLCUSU” ve “PAMUK PRENSES’İN KAYIP ÇANTASI” öykülerinizi çok beğendim ve benim için ilham oldu. Yüreğinize ve emeğinize sağlık. Sizin şiirlerinizi de çok beğeniyorum. IĞDIR Cezaevi’ndeylen “KONUŞAN FOTOĞRAFLAR” adlı kitabınızı okumuştum, çok da beğenmiştim. İnşallah nasip olur da diğer kitaplarınızı da okurum. Ben de bazen şiir, öykü yazmayı deniyorum, yazdıklarımı sizlere yolluyorum. Bu konularda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. 

             “Ekolojik” konulu sergi hazırlığınız için çizdiğim resimler size ulaşmış, resimlerimle serginizde yer almak gurur vericidir. Size çok teşekkür ediyorum. 

              Değerli hocam, benim bir resmimi kartpostal yapmışsınız. Çok mutlu oldum. Emeğe karşı hassas davranışlarınız ve sahip çıkmanız beni derinden etkiledi ve çok duygulandım, her şey için teşekkür ediyorum. Ben daha küçükken resim çizmek benim için bir tutkuydu, halen de öyledir. Ama bu yaşıma kadar ilk defa resim konusunda Melih Gürler’den ve sizden (Görülmüştür Kolektifinden) büyük destek ve ilgi aldığım için çok duygulandım. Çizdiğim resimleri beğenmeniz ve sahiplenmeniz benim için çok kıymetli.

(…)

Cezaevinde ilk günde bir hücreye alındım. Belki çok kişi buradan geçmişti. Duvarlarda baya çizim vardı. Her mahkumun hayallerinden bir çizgi vardı. O çizgileri görünce derin bir nefes aldım. Yalnız olmadığımı hissettim:) Ben de hayallerimden bir çizgi bağışladım, benim için ilk değildi. Çocukluğumdan kalan bir alışkanlıktı. Bu şekilde cezaevindeki günlerimi saymaya başladım. Küçükken duvarlara resim çizerdim, şimdi ise takvim çizmeye başladım. Sonra anladım ki sayılı günler de sayarak bitmezmiş:) Kendimi zaman tuzağından kurtardım ve yine de benim en güvenli limanım resim oldu, hemen hemen her gün iki, üç resim çizerdim. Sonra bir gün Melih Gürler resimlerimi görüyor ve çok beğeniyor. Sizinle tanışmamı istedi. Üçümüzün bir araya gelmesi benim için bir tesadüf değildi. İlahi bir güç tarafından gerçekleştirilen bir buluşmaydı, ben resim çizmeye tutkuluyum, Melih de hapishanede bir karikatürcü, siz de sanata ömrünüzü veren bir sanatçısınız, bu tesadüf olamaz. Sizinle tanıştıktan sonra destek olmanızla resimlerim anlam kazandı. 

Bana yolladığınız resim malzemeleri içinde sulu boyalar ve fırçaları vardı. Sonra Melih de bana yağlı boyalar ve fırçaları yolladı. O gün çok mutlu olmuştum. Kendi kendime dedim “yarabbim” nihayet hayallerime kavuşmam için hızır gibi Adil hoca ve Melih yetiştiler, artık yağlı boya ile büyük tabloda resim yapacam”. 

Ama bu mutluluğum çok kısa sürmüştü:( O gün hevesim kursağımda bırakılmıştı. İlk defa “YASAK” kelimesi benim için yıkıcı ve yakıcı gelmişti. Tüm itirazlarıma rağmen yine de hayallerimi ertelemek zorunda kaldım. Ama asla vazgeçmedim, tekrardan talep ettim. Bu sefer bir adım daha hayallerime yaklaştım. Bana fırçalarımı verdiler:) Ama boyalar kaç metre uzağımda, depoda. Bir türlü yağlı boyalarıma kavuşamadım. Hala da öyle. 

Kısacası şu an elimde bir tek fırçalarım var, onun mutluluğunu yaşıyorum, tam 33 fırçam var. Uzun, kısa ve uçları uzun, kısa, ince ve kalın olanlardan var. Tüm imkansızlığa rağmen, tüm engellere inaden, bazen hücremde fırçalarımı alıyorum. Duvarları tuval olarak kullanarak yağlı boyalarım olmadan hayali olarak bir şeyler çizmeye çalışıyorum. O kadar gerçek ki bazen boya kokusunu alıyormuşum gibi hissediyorum. Fırçalarımı elime almak, onlarla konuşmak, dokunmak bile bana çok iyi geliyor ve yine de hayallerimdeki resmi, hayal gücümle muhteşem bir tablo çizmeyi başarıyorum. 

Bazen koğuş arkadaşlarım beni görünce soruyorlar: “boya olmadan ne diye fırçaları boş boşuna duvara vuruyorsun”. Ben de o an çocukken anneme resmimi gösterdiğimde verdiği tepki ve sarf ettiği sözler yankılandı, yine öfkem dişlerimin arasında parçalandı ve gecikmeden arkadaşıma cevap verdim: “Duvardaki tabloyu tabii ki göremezsin, ama benim hayallerimdeki tabloyu görüp saygı duymanı beklerdim”. Arkadaşlarım beni şizofren zannediyorlardı:) Oysa ben sadece yaşadığım her anın içinde hayallerimle konuşan bir çocuğum, çocukluğunda kalan bir insanım. Bazen çocuğum, bazen ressamım, bazen de kadınım, ama hayallerim hep özgürlük peşindeydi, engeli olmayan, yasakları olmayan bir tabloyu çizmekti. 

              Değerli hocam bu hikayenin özeti şudur. Çocukken hayallerime kavuşmam için iki engelim vardı: Birincisi beni destekleyen yoktu, ikincisi maddi durumlar engeldi. Şu an ise beni destekleyen ve resimlerimi beğenenler de var, boyalarım da var, ama yine engeller, yasaklar var. Yine de hayallerimdeki tabloyu çizemedim. Tam şu an boyanın kokusunu aldım, belki de beni hissettiler. Onları ne kadar istediğimi:) 

              Tutkum hala diri ve inanıyorum ki bir gün güneşin altında, hayallerimden akan rengarenk gerçekleri özgürce çizip tüm hayallerini tutku ile yaşayan çocuklara ve anneme hediye edeceğim. 

              Değerli hocam ilk defa hayat hikayemden bir özeti paylaşmak istedim. Sizi saygıyla sevgiyle kucaklıyorum.

Şerivan AL MAHMUD

Kadın Kapalı Hapishanesi

ERZİNCAN

Resim: Şerivan Al Mahmud