Hasta Tutsak Enver Yanık'tan mektup var: "Umut, sevda çiçekleri seninle olsun."

              

“Sadece bu da değil, ben bütün mektuplarımı “Taahhütlü” olarak gönderiyorum. Normal gönderdiğim ve bana normal posta ile gönderilen postalar ulaşmıyor ya da binde bir o da uzun bir zaman sonra ulaşıyor… Taahhütlü göndermeye zorunluyum. Bir “taahhütlü” mektup da 125 TL. Bu bana ekonomik külfet olarak dönüyor…”

Merhaba Sevgili Üzeyri…

              Sana senin şiirlerinin üzerine şiir olmaz diye genelde şiir yazmıyorum. Gazeteleri okuyorum. 8 günlük gazete birikmişti… Hastanede idim, 8 gün kaldım, perşembeyi cumaya bağlayan gece döndüm. 20 Şubat Cuma günü de mektubunu aldım. Senin mektubunu en sona bıraktım ki cevaplarken rahat olabileyim. 15 Şubat 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesine Emre Kongar bu şiiri taşımış ve seninle paylaşayım istedim… Çünkü korku üzerine düşündüm. İnsanlar korkuyorum demeyi zayıflık saymışlar. Ben bunun neresindeyim diye düşündüm. Elbette ki insanız ve korku da insana, canlıya ait ve korkarız. Ben de korktum, korkuyorum… Demem o ki korkuyu ondan daha güçlü duygularla yeniyorum, ya da nötralize ediyorum. Diyerek bu meseleyi bu kadar gündemleştirerek durayım. 

              Ada’ma hoş geldin sefalar getirdin. Nasılsın? Özlemişim seninle sohbeti. Seni özlemimle kucaklıyorum, selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Hem bedenim, hem kafam rahat, o nedenle mektubuma başladım. Zaten Şükriye’ye de kendimi rahat hissedersem yazacağım demiştim. 

              (…) Sadece bu da değil, ben bütün mektuplarımı “Taahhütlü” olarak gönderiyorum. Normal gönderdiğim ve bana normal posta ile gönderilen postalar ulaşmıyor ya da binde bir o da uzun bir zaman sonra ulaşıyor… Taahhütlü göndermeye zorunluyum. Bir “taahhütlü” mektup da 125 TL. Bu bana ekonomik külfet olarak dönüyor… Ki üretmeyen tüketen biriyim. 

              (…)

              “Geçti Dost Kervanı” dedi radyoda, ben çok severim bu türküyü…

              Şimdi baştan mektubuna dönebilirim… Tabii bu mektubu bitirmek yarın gündüze sarkabilir. Benimkisi başlamak bitirmektir felsefesidir. 

              Sevgili Üzeyri Canım Dostum…

              Beyin jimnastiği meselesinden başlayayım. İşin özü hafızamı tamamen kaybederim kaygısını taşıyorum… Daha önce yazmış olmalıyım. Bunun önüne geçmek için önlemler almaya çalışıyorum. Emperyalist merkezlerde deneylerle yürürlükte olan “Duyumsal Yoksun Bırakma” yöntemi iradi ya da nesnel durum nedeni ile benim üzerimde uygulanıyor ve bu uygulamalar devam ediyor… Buna karşı birikmiş deneyimler var… Bunlardan biri beyin jimnastiği ile hafızanın derinliklerindekileri gün yüzüne çıkarmaktır. Bir diğeri de yaşadığım günlük gelişmeleri günlüğüme yazıp ertesi gün ya da daha sonraları ihtiyaç duyduğumda tekrar okumaktır… Yine okuduğum kitapların notlarını alıp tekrarlamaktır… Şiir okumaktır. Şiirler ise sesime yabancılaşmanın önüne geçmek içindir. Ve konuşma yetimin yok olmaması içindir. 

              Senden istediğim ise çok daha basit. Seninle 1980’lerin sonlarından bu yana kesintiye uğramadı dediğimiz bir dostluğumuz var… Öyle olur ki mektup yazarken bu yaşamımızdan özgün ama bize ait olan bir olayı, bir hikayeyi ortalama tarihi ile anlatırsın. Bu bende o tarihlere gidip beynin arkasına itilen o olayı, o yaşanmışlığı gün yüzüne çıkarmamı sağlar… Bu yakın tarih dediğimiz 2009’dan sonrasına ait de olabilir… Hasar daha çok son sürece ilişkin olduğu için daha da faydalı olur… Konu önemli değil bize insana ait olan her şeyi söyleşebiliriz. Sanırım yeterince açıklayıcı oldum diye düşünüyorum. Kısaca artık son gördüğün Enver olmadığımı kabullenmelisin. 2025 Temmuz başında düşüp kafayı çarptıktan sonra çok şey yitirdim… Burada çıldırmamak temel hedefim hepsi bu. “Korku ne?” sorusunun cevaplarından birisi de bu. Aklımı yitirmekten korkuyorum. 

Saat: 14:45

              Radyo’mda çello ile bir klasik müzik eseri seslendiriliyor. Ben hanenize konuk oldum. Emek, Nazlı, Üzeyri… Bir Hülya eksik onu da görüntülü ararız. 

              (…) 

              Erich Fromm’dan yani psikolojiden devam etmişsin. Ben psikolojiyi gündemime çok geç aldım… Daha çok felsefe odaklı düşündüm. Oysa Marksist psikoloji üzerine daha erken kafa yormam gerekirdi. Bu bana el yordamı ile değil de bilimsel Marksist yöntemle insanı daha kolay anlamamı sağlardı. En son okuduğum; “Psikolojideki Krizin Tarihsel Anlamı” Lev Vygotsky’nin eserini okudum. Yöntem Bilimsel Bir İncelemeydi. 

              Fromm’dan yazarken “Asıl mesele değişmenin sorumluluğudur.” Cümlesi dikkatimi çekti. Tam da mesele bu işte. Her konuda böyle bu… Sorumluluk üstlenmek, değişimin sancısını üstlenmektir. 

              İki gündür televizyon kanallarında sinyal yok. Hava yağmaya başladığında böyle oluyor. Sabaha kadar yağmur yağdı, ki ben 06’da yattım. Hafta sonu olduğundan kimse de ilgilenmiyor. Teknisyenler vd. hapishanede bulunmuyor. Dolayısı ile haber film belgesel hiçbir şey izleyemiyorum. Zaten onlardan da seçme özgürlüğü hapishane idaresinin verdiği kanallar kadar oluyor. Burada Kapitalizmin özgürlük hali anlayışının en minimumu yaşanıyor. 

              (…)

              Sevgili Üzeyri, Can Dost… Daha bir sayfa bile bitmeden ben yoruldum. Başarabilirsem dinlenmeye geçeceğim… Seni ve aileni kendime hep tereddütsüz yakın hissettim. İyi ki ilişkimizi tahrip etmeden tekrar inşa ettik. Umutla kal. Seni hasretimin sıcaklığı ile kucaklıyor, öpüyorum. 

Umut, sevda çiçekleri seninle olsun.

Umut Sevda ve Özlem

              … renkli çiçekli bahçeye ılık ılık esen genç rüzgar, tüm çiçekleri tek tek dolaşır, hepsini usulca okşarmış. Yapraklarını temizler; tohumlarını, polenlerini taşırmış… Yağmuru katarmış önüne, bahçeye getirirmiş. Bir gün kapkara bulutlar sarmış bahçenin üstünü, aralıksız yağmaya başlamışlar. Saatlerce süren yağmur doluya çevirmiş. Rüzgar ne kadar esse de bir türlü durduramamış gökten yağanları… Çiçek bahçesi tarumar olmadan evvel rüzgar hiç olmazsa bazı çiçekleri toplamak istemiş koynunda, zar zor kurtarmış birkaç tanesini… Koynuna aldığı UMUT, SEVDA ve ÖZLEM çiçekleriymiş.

              Umut Sevda ve Özlemle

Enver YANIK

R Tipi Hapishane D2-Blok No: 4 Menemen/İZMİR