Hepinizi Özledim

İskender KARAMAN

Hepinizi özledim. 

Bahar aylarında ortaya çıkan o büyüleyici manzaraları özledim. Yeşil ovaları o kadar özledim ki bir buzağı gibi o çimenliği baştan başa otlamak istiyorum. Hakikaten o kadar özledim ki bir inek açlığıyla yeşil ovalara dalmak istiyorum. Akşama kadar orayı baştan başa otlarım.

Çimenliği, gül bahçelerini, çiçekleri, dal yapraklarını, yeşilin her tonunu severim. Güneşli havanın ardındaki bulutları da severim. Bulutlar olmadan yeşillik olmaz. Bulunduğum ortamda yeşillik yoktur. Oysa dışarıda her yeşil dalın bir kokusu, bir havası varmış. Yemyeşil doğa ilham kaynağımız olsa gerek.

Bugün bulunduğum havalandırmaya güneş vurmadı. Güneş dışarıda yıldızları yakıyor. Burada güneş gönülden tutkun, dolayısıyla güneş dışarıda yıldızları birer birer yakıyor ama burada yüzünü, rengini göstermiyor neyse... Biliyorum ki güneş ile dünya patlamış bir gezegenin tozundan meydana gelmişler. Bundan dolayı güneşin gönül sıcaklığını biliyorum, karanlığın içindeki güneş ışığının anlamını biliyorum. Bulunduğum odanın kapısını kapatıp duvarları güneş ışığıyla parlatmak istiyorum. Duvarları gökyüzü gibi mavileştirip berraklaştırmak istiyorum.

Savaşlar halen devam ediyor. Savaşın melodramları birbirine çok yakınlar. Hakim figür ve hikaye hep aynıdır. Bundan dolayı savaşın dramını sanat ironisiyle anlatana değer veriyoruz. Picasso’nun tablolarında savaş dramını daha çok sanat ironisiyle görebiliyoruz.

Acı çeken anne-babalar, yıkılmış evler, savaşın sonlandırdığı yaşamlar, yitip giden hayatlar ve kalpler... Felaketin yıprattığı ilişkiler, bozulan ve çürüyen toplumsal, ahlaki vicdani şeyler... Savaştan sonra unutulan kayıp canlar, yakın dost ve arkadaşlar, görmezden gelinen savaş kayıpları...

Bitmeyen salgın ölümleriyle birlikte savaş felaketi insanları sarmış durumda. Doğrusunu söylemek gerekirse dünya barışı için herkesin yapabileceği bir şey vardır, savaş paylaşılmaz. Paylaşıldığında çok daha fazla ölümler olur ama barış paylaşılır, barış paylaşıldığında daha çok kalp yaşamaya devam eder. Barış milyonlarca insanın zaferidir.

*** 

Yirmi iki yıldır cezaevindeyim, içimdeki özgürlük ruhunu besliyorum. Dört yanım duvar, demir kapılar söz konusu ama özgürlüğü net olarak hissedebildiğimi belirtmek istiyorum. Özgür yarınları görebildiğimi, duyabildiğimi, dokunabildiğimi söylemek istiyorum. Yirmi iki yıldan beri ulaşabildiğim insanlarla yalnızlığımı paylaşıyorum. Mektup yazmak bildiğimden daha zor olsa bile, yine de siz değerli insanlarla yalnızlığımı paylaştım, paylaşıyorum. Burada özlem dolu bir kalple yaşadığımı ve özlem duyduğum şeyler için yaşadığımı söylemek isterim. Her gün duygularımı ve düşüncelerimi müzikle, kitap okumakla beslemeye çalışıyorum. Hayatın şiirselliğini, hayatın okunmasını, hayatın müzikal rengini hiçbir şeye tercih edemiyorum. Her insanın zihnindeki müziğin, müzikal sesin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Herkesin şu şekilde bu şekilde müzik dünyası büyüktür. Benim de öyledir. Bir golikvan olarak tutsaklığımda ruhumu müzikle beslemeye çalıştım. Dolayısıyla bir golik olarak büyüyen müzik dinleme isteğim işe yaradı. Kalp için güzel bir enerji sayılır. Özgürlüğün olmadığı bir yerde stranları, şarkıları dinlemek; şiirselliği yaşamak kolay değil ama kalp için muhteşem bir şeydir. Yıllardır kalbimi diri tutan tek şey müzik dinlemek değil ama iç huzurumu şarkılarda buluyorum. Şarkıları seçerim. En güzel şarkılara kalbimi emanet ediyorum. Şiirselliğin, müziğin dokunuşu güzeldir. Özellikle güzel bir şarkı hayatın dramını naif bir ironiyle insana anlatır. Güzel bir şarkı Hamza arkadaşımın dramını bile farklı bir tarzla anlatır bana. Yaşanılan dramatik ölümler, yaşam mücadelesinin zorlukları, hayatın acımasızlığı karşısında büyüyen nefrete karşı insanı değiştiren şarkılar... Hiç susmayan şarkılar, stranlar yıpranmışlıkla yitip giden özgürlük umutlarına karşı düşünsel olarak insanı değiştiren şarkılar. İnsanın içinde yıkılmış umutları tekrardan yeşertmek o kadar kolay değil.

Her insanın nasıl ki yirmi sekiz günde bir hücreleri yenilenebiliyor ve aynı zamanda cansız hücrelerimizi de vücudumuzdan atabiliyorsak böylelikle insan umudunun da hızlı bir şekilde olmasa da kendini yenileme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyorum. İnsan umutsuz yaşayamaz. İnsanların yaşlanmasını kimse istemez, hiç kimse kendi isteğiyle yaşlanmaz. Tarih boyunca bütün insanlar yaşlanmayı sorgulamışlar, kalp yaşlanmıyor. Sadece deri yaşlanması söz konusudur. Burada herkes hemfikir. İşin ilginç tarafı deri hücreleri kendilerini yenileme yeteneğine sahip olmasına rağmen yine de deri yaşlanıyor. Şüphesiz derideki foto yaşlanmanın yanında vücudun diğer bölgelerinde yaşlanmalar söz konusu olabiliyor. Yanlış hatırlamıyorsam vücudun tamamında da metabolik süreçler var. Doğrusu, yanlış hatırlamıyorsam tıp bu metabolik süreçleri kronolojik yaşlanma olarak tanımlıyor. Yıllardır cezaevinde olduğum için doğal olarak ellerimin derisi çok zayıflamış. Kimi sabunlar cildimizi çok ama çok zayıflatıyor. Cilt bakımı ürünü adı altında kimi bitkisel sabunlar insan cildini çok zayıflatıyor. Dolayısıyla kozmetik sektörünün felaketleri sabunlar aracılığıyla ellerimin derisine kadar ulaşmış bulunmaktadır. Bu kozmetik sektörleri insanları bir kültür etrafında bir araya getirmiştir. Biliyorsunuz kültürün Latincesi toprağı düzenlemek, tarıma uygun hale getirmektir. Çok ilginç bir dünyada yaşıyoruz. Bir yanda sektörlerin felaketleri bir yanda kentli-köylü yoksulluğu; bir tarafta özel bir seçkiyle hazırlanan NFT sergileri, bir yanda usta ressamların metaverse buluşmaları... Yani bir yanda Banksy gibi kimliğini saklayan köylü sanatçısı, sokak sanatçısı; diğer yanda da kimliğini açıklamayan bir NFT koleksiyoneri, bir yanda da sosyal medyadaki ortak kimlik arayışları... 

*** 

İlkbahar geldi, bitmek üzere. Birkaç ot dalıyla logar kısmında bir ot dalı yetiştirmek istemiştim. Güvercin veya serçelerin ağzında havalandırmaya düşen dikensiz kaktüs isimli sukulentler gibi minik dalları havalandırmada buldum. Sukulentlerin kendilerine özel fotosentez yöntemi bulunuyor. Dahası bünyelerinde su tutma, toprak tutma konusunda çok iyiler. Su kaybını önlemek amacıyla gözeneklerini yalnızca gece açtıkları söyleniyor. Biliyorsunuz sukulentler kökleri aracılığıyla nefes alıp veriyor. Böylelikle fazla su kaybına uğramamak için yalnızca geceleri gözeneklerini açıyorlar. Kökleri aracılığıyla nefes aldıklarından dolayı çok fazla ıslak olduklarında nefes alamıyorlar. Bundan dolayı yetiştirdiğimizde kökleri fazla ıslatmamamız gerekiyor. Sulama yapmadan önce toprağın kuruma seviyesine iyi bakmakta fayda var.

Doğrusunu söylemek gerekirse sukulentler direkt yaz güneşinden hoşlanmıyorlar. Yarı gölge alanlarda daha iyiler. Direkt gün ışığından ben bile rahatsız oluyorum. Benim konak yerim gül bahçesi, çimenlik olsaydı direkt gün ışığından hoşlanırdım. Gül bahçesindeki oksijen güzeldir. İnsanlar günde ortalama on iki milyar trilyon oksijen tüketiyor. Fırtınaların çölden getirdiği tozun içinde fosfor var. Dolayısıyla çölden fırtınaların getirdiği tozun içindeki fosfor toprağa, suya mineral veriyor. Dünyadaki oksijen %29’dur. Biliyorsunuz oksijenin fazlası zararlıdır. Denge çok önemlidir. Aynı zamanda sabit kalmalıdır. Tıp dünyası oksijeni de dengede tutabiliyor. Bu son yıllara bakıyorum tıp dünyası, kalp krizine de tedavi yöntemi bulmuş bulunmaktadır. Vücutta kötü kolesterol birikimini durduran tedavi geliştiriliyor. Kısacası kalp krizi gen tedavisiyle önlenecektir.

Selam, sevgi ve saygılarımla...

İskender Karaman F TİPİ CEZAEVİ

Fotoğraf: Özcan Yaman