“İçeriyi bilirsin, bazı sözcükler, paylaşımlar efsunlu olur. Sadeliği, samimi ve içtenliği hemen hissedilir. Bu sebeple bu tür mektuplar birkaç kez okunur. İçeride tadına doyulmayan birkaç şeyden biridir. Yazdığın son name böyleydi Adil hoca”
Orhan ÇAÇAN
Yüksek Güvenlikli Hapishane D-2-2 KIRŞEHİR
07.09.2025
Merhaba ADİL HEVAL,
Bu kez hücremi aydınlatan, ufkumu genişleten, moral veren bir name yazmışsın. İçeriyi bilirsin, bazı sözcükler, paylaşımlar efsunlu olur. Sadeliği, samimi ve içtenliği hemen hissedilir. Bu sebeple bu tür mektuplar birkaç kez okunur. İçeride tadına doyulmayan birkaç şeyden biridir. Yazdığın son name böyleydi Adil hoca. Paris’i arşınladım okuduğum her satırda. İlginçtir, mektubunu almadan önce burada arkadaşlarla ortaklaşabildiğimiz tek alan olan havalandırmada (her gün 1,5 saat ve yalnızca aynı koridorda bulunduğun altı arkadaşla çıkabiliyorsun) Fransız Devrimi ve sonrasında gerçekleşen Lyon ayaklanması ve Paris Komünü deneyimini tartışıyorduk. Devrimciler kadere ve tesadüfe inanmazlar, ama bazen gerçekleşiyor gibi geliyor bana. Baksana biz bu konuyu tartışırken sen de aynı şeyi hissetmiş, Fransız Devrimi’ni, Orsay’ı, Louvre’u, Hemingway’i, Yeni Köprü’yü tarihsel geçmişiyle harmanlayıp anlatmış, paylaşmışsın.
Umarım bir gün bu köprüyü ve Paris’i görme şansım olur. Hep kitaplarda okudum, görmek nasip olmadı. Notre Dame’ı yeniden restore ediyorlar yangın sonrası. Victor Hugo’nun N. Dame’ın Kamburu’nu 2001 yılında okumuştum, o zamandan beri bu kiliseyi görmeyi hep hayal ettim. V. Hugo, H. Balzac, Flaubert Paris’i müthiş resmetmişler romanlarında. Ateşi Çalmak’ta Paris Komünü, Bastille Zindanı harikulade anlatılmış. Napolyon’un maceralarını biyografi ve roman tarzında yazanlar da ziyadesiyle anlatmışlar Paris’i. Bu yüzden görmeyi, bu tarihi yerleri gezmeyi arzuluyorum. Umarım bir gün gerçekleşir.
Heval Adil, Topkapı Sarayı ve Yerebatan Sarnıcı, hatta Anadolu Medeniyetler Müzesi benim için ücretsizdi, lakin taa tutuklanmadan önce Nuruosmaniye Caddesi’nde (Kapalıçarşı) bir turizm şirketinde çalışıyordum. O zaman bilinç düzeyi yok denecek kadar az olduğu için bazen kendi kendime, bu insanlar kafayı yemiş, derdim. İnsan yer altındaki su sarnıcı sütunlarını görmek için para öder mi hiç, derdim. Harem dairesi, Mısır’dan çalınan kutsal eserler ve Ayasofya… Aklım, mantığım almıyordu. Hatta Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde çuvallara doldurulmuş tarihi eserler koridorlarda bırakılıyordu o dönem. Çünkü çok fazla tarihi eser bulunuyordu. Yanlarından geçtiğimde yol açmak için ayağımla itiyordum, belki birçoğunu kırmışımdır. Şimdi kendime lanet ediyorum bundan dolayı.
Tabi bu benim suçum değildi, beni bizleri tarih bilincinden yoksun bırakan sistem sahiplerinin suçu. Bu suça ortak olmamak için bu yola girdim, iyi ki de girmişim, lakin tarihsizliğin, köksüzlüğün ne menem bir şey olduğunun ayırdına ancak böyle varabildim.
Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor ile Steinbeck’in Gazap Üzümleri’ni okudum, şu an olsa bir kez daha okurum. Paris Bir Şenlik’tir, romanını okumadım, fakat bunun filmini izledim sanki. Hemingway, Picasso ve bir ünlü isim daha vardı filmde karakter olarak.
Enstalasyonu da senden, giydirilen Yeni Köprü sayesinde öğrenmiş oldum. Fransızlar dünyadaki tüm entelektüel akımlara öncülük etmiş bir millet. Bir tek Ulus Devleti inşa etmekle kötülük yaptılar. Onu da Paris Komünü’yle aşmaya çalıştılar, başaramadılar.
Catherine Deneuve, Juliette Binoche’un ile Gerard Depardieu’nun epey filmini izledim. Juliette Binoche’nin Fransız Devrimi’ni konu alan Üç Renk (sanırım Fransız Bayrağından yola çıkılarak filme bu adlar verilmişti) filmini çok beğenmiştim. Bir de onun Rus Bolşevik Devrimi sonrası Stalin’in Çekoslovakya’yı işgal eden bir filmi vardı. Bu iki filmde de çok gençti, şu an altmışlarında olmalı. Halen de üretken.
Ülke yine yangın yeri. Fransız düşünürler bile çare bulamazlar. Yeni süreci CHP’ye yapılan yargısal operasyonlar (ki bunun devletin içinde Kürt sorununun çözümünü istemeyenlerce gerçekleştirildiğine adım gibi eminim) orman yangınları, kadın katliamı, ekonomik sıkıntı ve toplumsal yozlaşma can yakıyor. Bazen müstahaktır bu topluma, diyesim geliyor, ama toplumun bir suçunun olmadığını bildiğim için frenliyorum kendimi. Düzelir mi diye soruyorum bazen kendime. Çoğu zaman umutsuz vaka gibi. Anlayacağın sürecin havası buralara pek uğramamış. Bu yüzden zor, hatta imkansız. Fakat İsviçre’de sergiyi açtığında bizimkiler de katılabilirler. Kız kardeşimin telefonunu yazıyorum. Fırsatın olursa davet edersin. Ben onu bilgilendiririm.
Heval Adil, benim sıcakla aram iyi, yazın çok canlıyım. Ama kışın perişan oluyorum. Bir türlü ayaklarımı ısıtamıyorum. Vantilatör veya klima yerine bir elektrikli soba verirlerse tercih ederim. El ve ayaklarım o kadar çok üşüyor ki, bir türlü ısıtamıyorum. Bu yüzden kış aylarında ne okuyabiliyorum ne yazabiliyorum. Buranın iklimi de sert, şimdiden kışı nasıl atlatacağımı düşünüyorum. İki battaniye veriyorlar, kaloriferler de ılık. Kış aylarında seni/sizi cevapsız bırakırsam bil ki soğuktandır:)
Kendine/nize iyi bakın. Moraline, sağlığına dikkat et. Yanımdaki arkadaşların selamları var.
Bi hêviyê rojen azad.
Silav
Orhan ÇAÇAN
Yüksek Güvenlikli Hapishane D-2-2
KIRŞEHİR