“Size İspas’ı Anlatayım. İspas, Şakran’ın kedisiydi. Ben ölüm orucundan sonra 3 ay kadar hastanede kalmıştım, o sıralarda gelmiş, tüm hapishanede geziyor. Bir gün telefon ederken gelip öyle bacaklarıma sürtündü. Hayvanlar kendilerini sevenleri tanıyor tabi; bizim oradan ayrılmaz oldu. O dönemin müdürüyle yaşadığımız onca şeyden ötürü aramız hiç iyi değildi. Kedinin bizi mutlu ettiğini anlayınca kediye bizim koridora girme yasağı koydu.”
Didem AKMAN
Kadın Kapalı Hapishanesi C-4 SİNCAN
***
24.04.2025
Sevgili Sibel ve Temel Hocam Merheba,
Sımsıkı kucaklıyorum sizleri. Kartlarınızı aldım çok da mutlu oldum. İyi olmanıza çok sevindim. Hele de yolladığınız o kediye bayıldım. İspas’ı hatırlattı bana.
Size İspas’ı Anlatayım. İspas, Şakran’ın kedisiydi. Ben ölüm orucundan sonra 3 ay kadar hastanede kalmıştım, o sıralarda gelmiş, tüm hapishanede geziyor. Bir gün telefon ederken gelip öyle bacaklarıma sürtündü. Hayvanlar kendilerini sevenleri tanıyor tabi; bizim oradan ayrılmaz oldu. O dönemin müdürüyle yaşadığımız onca şeyden ötürü aramız hiç iyi değildi. Kedinin bizi mutlu ettiğini anlayınca kediye bizim koridora girme yasağı koydu. Şaka değil, bu gerçek. Gardiyanlar işi gücü bırakıyor, kediyi koridordan kovalıyordu. Kamerada görünce müdür haber veriyordu gardiyanlara, onlar da kedinin peşine düşüyordu. Öyle de güzel bir kedi ki, -kedilerden herkes, sevmeyen arkadaşlara bile korkusunu aştırdı- sevgi delisi bir hayvan.
Tüm bunlar kediyi de illegal çalışmaya sevk etti. Havalandırmamız başka bir yerdeydi. Birimiz çıkıyor, sonra onu kilitleyip, diğerini çıkarıyorlar. O, 1-2 dakikalık arada havalandırma kapısı açık kaldığından, İspas gizlice başka bir yoldan gelip, merdivenlerin başında pusuya yatıp, o 1-2 dakikalık arada kendini havalandırmaya, oradan da bizim pencerelerden, hücrenin içine atıyordu. Bazı geceler bizimle kalıyordu. Tabii bu hayvanlar her yere pislemiyor, toprak arıyor, bulamıyor, huysuzlanıyor, geceleri kalkıp eşyaları yere atıyordu huzursuzluğundan. Şöyle bir çare bulduk sonunda. Çay demlerinin işi bitince güneşte kurutuyorduk, onu toprak gibi İspas hanımın tuvaleti gelince tuvalete döküyorduk, öyle mırın kırın yaparak ihtiyacını karşılıyordu. Sonra baktık İspas’ın karnı şişiyor. Yavrular gelecek. Tüm gün yatıyor. Arada kalkıyor, yemek yiyor, tekrar yatıyor. Bayağı beraber uyuyorduk yani. Müdür de durmadı, daha kesin talimatlar verdi. Doğuma yakın kediler doğuracağı yeri ayarlıyor ya, bizim hücreleri kolaçan etmeye başladı; yatağın altlarına, dolaplara girip uygun yer aramaya başladı. Tuğçe diye bir arkadaşım vardı, onun hücresini belirledi. Kışlık montu, yatağın altındaki poşetlerden birindeydi. İspas tüm poşetleri yırtıp içindeki eşyaları karıştırıp bu montta karar kıldı, anladık ki orada doğum yapacak. Gardiyanlardan da kedi besleyenler ve onların huylarını bilenler karışmıyordu kediye, ama müdürden paparayı yiyince mecburen gelip alıyorlardı kediyi. Depo bölümünde İspas’ın rahat doğum yapacağı bir yer ayarlamışlardı. 1-2 gün vardı doğuma da, müdür talimatıyla her yerde İspas aranıyor. Tabi bizim hücrelere gelip baktılar ve buldular. Dedik, bırakın doğursun, kendini burada güvende hissediyor. Biliyoruz farkındayız, ama müdür dediler. “Biz güzel bir yer hazırladık, rahat olun.” dediler. Tamam, dedik. İspas gitti. Ertesi gün yine o 1-2 dakikalık kapının açık kaldığı kısımda İspas koştu geldi. Ve akşamında doğum yaptı. Öyle heyecanlandık ki, Tuğçe yan hücremde kalıyordu, pencereden bize canlı yayınla doğumu bildirdi, o da İspas’a yardım etti “ebe” olarak. Birkaç gün sonra yavrularla götürdüler. Yavruları merak ediyorduk, keşke görebilsek, diye. O dönemde kitaplarla ilgili sorunlarımız çoktu, geceleri bile kapı dövdüğümüz dönem, marşlar söylüyoruz filan. Gürültülü geceler. Bir gece yine böyle marşlar söylerken arada sesler duyuyoruz. “Piuuuu” “Mavuuuu” bir anlam veremiyoruz seslere. Marşlar bitti, camdan bir baktık, İspas yavruları sıraya dizmiş, bizim koridora gelmiş. Hemen kapı altından yiyecek bir şeyler verdik tabii. Öyle sevimlilerdi ki. Yavruları gardiyanlar sahiplendi sonra, İspas da müdür talimatıyla gönderildi. Oysa tüm hapishane onu çok seviyordu. Zaten bu yüzden gönderdiler. Hayvanlarda insanları iyileştiren bir şey var, gerçekten insanı düşünen bir sistem olsa, hayvanlarla insanların burada sağlıklı bir şekilde kalabilmelerini sağlar. Oysa hayvana da insana da düşman bu sistem. İşte sizin güzel kartınız, bu güzel İspas’ı hatırlattı bana, sağ olun var olun.
Oralar ne güzelmiş öyle. Sabahları koyun-keçi sesleriyle uyanmak güzel olsa gerek. Sizin orası tam benlikmiş hocam… Bir gün gelip gezeriz umarım. Ben sizi unutup hayvanlarla zaman geçiririm haberiniz olsun. Tutuklandığımda, annemden çocukluk fotoğraflarımı istemiştim, köpeğimle olanları. Arkadaşlarıma anlatınca merak etmişlerdi. Annem diyordu ki “Kız sen ne biçim kızsın! İnsan anasının babasının fotoğrafını ister, sen gidip itin fotoğrafını istiyorsun”. Ne yapayım seviyorum, zaten sosyalist olmasaydım bir Panter Emel olurdum sanırım.
Dün de İstanbul depremi korkuttu herkesi bir hayli. Şimdilik bir şey olmadı ya, bilim er-geç olacak diyor. Ve hiçbir şey yapılmıyor. Depremle sınavımız Kırmızı Pazartesi romanı gibi, kahretsin ki… Sizi tekrar kutluyorum. İkinizi de sımsıkı kucaklıyorum. Çobana, koyuna, keçiye, köpeğe, kediye, doğanın her türlü güzelliğine bizden yana bin selam. Umutla kalın.
Didem AKMAN
Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi C-4
SİNCAN