Meral Turmuş'tan mektup var: "yine yasaklar, el koymalar ve aramalarla ortam gerilmek isteniyor"

“En başta şaka olmadığını söylemeliyim. Maalesef. Uçlu kalem, renkli tükenmez kalemler (kırmızı ve siyah), para bandı, kalemtıraş, jilet… Hepsi yasak… Evet kurşun kalem sanırım M.Ö’de de kullanılan kalemi kullan ama açmak için bıçak kullan deniliyor. Bıçak da meyve bıçağı, ucu kırılmış veriliyor. Tüm koğuşa sadece iki tane. Niyesi yok. En azından mantıklısı. Ayrıca üç tane renk verilen tükenmez kalemlerden kırmızı ve siyah yasaklanarak, tek renk mavi kullanabiliyoruz. Bir şey yırtıldığında, bantlamamız gereken bir şey olduğunda yapıştıracak hiçbir şey yok. Bir para bandı vardı o da yasak. Kadın hapishanesinde bedenimizle ilgili kararları da vererek, jiletleri de yasakladılar. Ayrıca her aramada uyuşturucu, telefon gibi yasakları aramıyorlar, bunların peşine düşüp, detaylı arama yapıyor, el koyuyorlar. Düne kadar satılan eşyalar canları istediğinde yasaklanıyor. Çoğu için, verileceği söylendi ama aylar geçti. Oyalayarak, daha büyük belalar açarak unutturmak isteniyor sanki. “

Remziye Meral TURMUŞ

Kadın Kapalı Hapishanesi B-6 Koğuşu Bakırköy/İSTANBUL

***

5 Mayıs 2026

Merhaba Adil Abi:)

              Edebiyat çalışmamdan önce maalesef çok acil sorunları paylaşmak istiyorum. En acili 53 kişi olmamız. Burası ilk yapıldığında on iki oda ve birer yataklı yani on iki kişilik yapılmış. Sonra üste yatak koyularak (ranza) yirmi dört, sonra da yanına yatak koyulmuş. Pencerelerin sekizi az açılıyor, biri ayaktayken diğeri oturmak zorunda. Küçücük alanı adlilerde dörtlediler. Tabii biz kabul etmiyoruz. Ama sürekli sanatçısı, gazetecisi, siyasetçisi, tiyatrocusu, yoldan geçeni tutup getiriyorlar. Yatak ve nevresim verince yerleştirdiklerini düşünüyorlar. Ortak alana sekiz yatak atıldı. İnsanlar gürültüden yatamıyor, çalışamıyor, dinlenemiyor. Bazı yataklarda ikişer kişi yatılıyor. Tam üç aydır sayı azalmıyor, artıyor. Koğuş talebi Adalet Bakanlığı tarafından reddedilmiş. Öyle deniyor. Koğuştaki iki yapı, dışarıda iletişimini tamamen kesmiş yapılar. Israrla bu kalabalıkta birlikte tutuluyor. İki tarafta olgun ama koşullar çok kötü. Müdür durumu bildiğini, Bakanlığın yerleştirdiğini söylüyor. İnsanca yaşam koşulları ortadan kalkmışken, yatacak sağlıklı yerler yokken, kalanların üretimi, temizliği, hijyeni, sağlığı hiçe sayılırken koğuş açmamanın gerekçesi gerçekçi değil. Amaç ne? Ne yapılmak isteniyor? Endişeliyim açıkçası. Başka yerlere de yazıyorum. Özgür Özel, İnsan Hakları Komisyonu, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Halk TV, Nuray Aykol (Yeni Yaşam) yazdığım yerler. 

              Umarım aciliyet görülür ve hemen açılır. 

              Öteki sorun yasaklar. Burası dönemsel eylemliklere geçiyor. Ara ara paylaşmıştım. Şimdi yine yasaklar, el koymalar ve aramalarla ortam gerilmek isteniyor; üretim, yazı yazmak, bir şeyler çizmek engelleniyor. 

              En başta şaka olmadığını söylemeliyim. Maalesef. Uçlu kalem, renkli tükenmez kalemler (kırmızı ve siyah), para bandı, kalemtıraş, jilet… Hepsi yasak… Evet kurşun kalem sanırım M.Ö’de de kullanılan kalemi kullan ama açmak için bıçak kullan deniliyor. Bıçak da meyve bıçağı, ucu kırılmış veriliyor. Tüm koğuşa sadece iki tane. Niyesi yok. En azından mantıklısı. Ayrıca üç tane renk verilen tükenmez kalemlerden kırmızı ve siyah yasaklanarak, tek renk mavi kullanabiliyoruz. Bir şey yırtıldığında, bantlamamız gereken bir şey olduğunda yapıştıracak hiçbir şey yok. Bir para bandı vardı o da yasak. Kadın hapishanesinde bedenimizle ilgili kararları da vererek, jiletleri de yasakladılar. Ayrıca her aramada uyuşturucu, telefon gibi yasakları aramıyorlar, bunların peşine düşüp, detaylı arama yapıyor, el koyuyorlar. Düne kadar satılan eşyalar canları istediğinde yasaklanıyor. Çoğu için, verileceği söylendi ama aylar geçti. Oyalayarak, daha büyük belalar açarak unutturmak isteniyor sanki. 

              Son paylaşmak istediğim yine aramalar. Ayda üç-dört kere koğuşumuz aranıyor. Bazı zamanlar iki gün üst üste uyuşturucu, … buldular da diye değil. En fazla kalemtıraş, bant falan oluyor. Yani öyle birkaç ayda bir üst üste arama gerektirmez. Gerçi önceden kavgalarda (uyuşturucu mıntıkası çatışmaları) en fazla bir kere arama yapılıyordu. Uyuşturucu satanlar hücrelere koyulurdu. Demek ki bizdekiler daha yasaklı. Zaten girince çıkmıyorlar. Adlilerde kısa süren aramalar, bizlerde uzayabildiğine uzuyor. Mantıken adliler mesai saatinde zulalarını çıkartmıyorlardır. Çünkü beklenmedik zamanda değil. Eskiden ayda bir olurdu. Çok nadiren, yılda bir gibi kısmi arama yapılırdı. Beklenmedik bir zamanda yani. Amaç burada rahatsız etmek, kışkırtmak gibi duruyor. Bir de üretimden hoşlanmadıkları. Günlük yaşamımızı alabildiğine zorlayan, mahremiyet bırakmayan, (mesela banyo için sıcak su sadece mesai saatinde akıyor) aramalar, yasaklar, el koymalar, sabrımı da zorluyor. Koğuş bu kadar doldurulmuşken hala dertleri kalemtıraş, jilet, kalem. Nerede kanun maddeleri? Temiz, hijyenik ortam, üretimi teşvik, derli toplu yaşam alanları sağlanması gerekirler, bizim sağladıklarımızı yok etmek için canhıraş uğraşıyor ki bu kalabalıkta pek mümkün değil artık. 

              Evet, yine sıkıntılı bir dönemin içindeyiz. Zorlu koşulları sizlerin destekleriyle aştığımız ortada. Birilerine vicdanı, birilerine belki utanmayı, birilerine de hukuki zorunluluğu hatırlatıyorsunuz/hatırlatıyoruz. Geçen aydan itibaren dergi mücadelemi kazandım. Bu kadar basit bir istek için iki yıldır uğraşmam ayıptı. Şimdi sevincim dergi okumak. Bilim ve Ütopya’yı getirdiler. ‘Bilim Gelecek’ daha gelmedi ama bu bile yeterli. Buranın kütüphanesi çok kısır. Felsefe, Bilim, Fizik, Psikoloji… gibi nitelikli kitaplar üç beş tane. Hapishane kapasitesi ise bin beş yüzlerde. Romanları fena değil. O nedenle bu dergi benim için çok kıymetli. 

              Her zaman yanımda/yanımızda olduğunuz için yürekten teşekkürler. Haftaya masalımın son düzenlemesini yaparak göndermek istiyorum. Umarım beğenirsiniz. Sevgi ve saygılarımla. 

Remziye Meral TURMUŞ

Kadın Kapalı Hapishanesi B-6 Koğuşu

Bakırköy/İSTANBUL