Mehdi Boz'dan yeni bir öykü: HAFİZE

HAFİZE

              Hafize ele avuca sığmayan, cana yakın, zeki ve çok güzel bir kızdı. Okulda arkadaşları arasında ayrım yapmaz ve elinden geldiğince herkese yardımcı olmaya çalışırdı. Emekçi bir ailenin kızıydı, çok lüks bir yaşamı yoktu. Babasının kendisine verdiği harçlıkla kıt kanaat geçinmeye çalışıyordu. Yoksulluğun, parasızlığın, adaletsizliğin, haksızlığın, ezilmişliğin ve çaresizliğin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Çoğu zaman harçlığını okuldaki sınıf arkadaşlarıyla da paylaşırdı. Arkadaşları da Hafize’nin kendilerine karşı dayanışmacı, paylaşımcı yaşamını gördükçe, Hafize’yi her gün biraz daha fazla seviyor ve Hafize’nin dayanışmacı, paylaşımcı yaklaşımlarını karşılıksız bırakmıyorlardı. 

              Zaman zaman arkadaşlarının derslerinde de onlara yardımcı oluyordu. Cumartesi ve Pazar günleri sabahtan öğlene kadar derslerini çalışır, öğleden sonra ise mahalledeki okul arkadaşlarıyla birlikte mahallenin parkına gider, doyasıya eğlenirlerdi. Ve eğlendikten sonra hep beraber evlerine dönerlerdi. Hafize yılsonu hep takdirle eve gelirdi. Sevincini annesi, babası ve kardeşleriyle paylaşırdı.

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazandı. Üniversite açılmadan bir iki hafta önce annesi, babası, kardeşleri, akrabaları ve arkadaşlarıyla vedalaşarak otogara gidip Bursa’ya biletini aldı. Yolcular otobüse bindikten sonra şoför otobüsü çalıştırıp Bursa’ya doğru yola koyuldu. Yol boyu, otobüs penceresinden dışarıyı izledi. Sekiz on saat sonra otobüs Bursa otogarına girdi. Otobüsten inerek bagajdan valizini aldı. Oradan garaja yakın bir otele gidip kendine bir yer ayırttı. Oda ücretini ödedi. Valizini odasına yerleştirdikten sonra otelin karşısında bulunan bir lokantaya giderek akşam yemeğini yedi. Yemek parasını kasaya ödeyip kalktı ve oradan otel odasına gidip yatağına uzandı. Uzanır uzanmaz günün vermiş olduğu yorgunlukla hemen uykuya daldı. Sabahleyin güzel rüyalar görerek uyandı. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Çantasını alıp otelden ayrıldı. Lokantaya gidip sabah kahvaltısını ettikten sonra dolmuş durağına giderek üniversiteye giden dolmuşa binip üniversiteye gitti. 

Ve üniversiteye giriş kaydını yaptırdı. Hafize gibi başka şehirlerden gelen Berna ve Evrim adında iki arkadaşla tanıştı. Ve tanıştığı arkadaşlarla birlikte üniversiteye yakın bir yerde üç odalı bir öğrenci evini kiraladılar. Bir yıllık kira parasını kendi aralarında bölüşerek ödediler. Emlakçıdan evin anahtarını alarak gidip eve yerleştiler. Ev de tam kendilerine göreydi. Her odanın mutfak, banyo ve tuvaleti mevcuttu. Hafize yeni tanıştığı Berna ve Evrim’le kiraladığı evin bitişiğindeki bakkala giderek ev ihtiyaçlarını aldı. Aldıkları eşyaların parasını ödeyerek eşyaları alıp eve götürdüler. Kapıyı açıp ellerindeki eşyaları içeri bıraktılar. Kapıyı kilitleyip gezmeye çıktılar. Hafize, Berna ve Evrim meskenlerden yokuş aşağı indiler. Işıklarda dolmuşa bindiler, son durak Fomara Meydanı’nda indiler. Oradan yaya olarak Kapalı Çarşı’ya gittiler. Birer hatıra fotoğrafı çektirdiler. Geze geze Heykel’e gittiler. Heykelin alt tarafında bulunan bir lokantaya gidip yemek yediler, yemek parasını Hafize ödedi. Kalkıp dolaşmaya çıktılar. Biraz dolaştıktan sonra oradan yaya olarak Tophane’ye gittiler. 

Ve bir çay bahçesine gidip oturdular. Garsona “masalarına birer çay getirmesini” söylediler. Garson çayları getirip masalarına bırakıp, oradan ayrıldı. Hem çaylarını içtiler hem de şehrin manzarasını seyrettiler. Tophane’de şehrin manzarası harika görünüyordu. Çay parasını Evrim ödedi. Tophane’den yokuş aşağı Parmak Semti’ne gittiler. Ve oradan lunaparka gittiler. Parkta biraz gezdiler, eğlendiler. Durakta bir tane dolmuşa binip Fomara’ya gittiler. Fomara’da oturdukları semtin dolmuşuna binip eve gittiler. Yol parasını Berna ödedi. 

Oturdukları evin yakınında bir yerde indiler. Oradan eve gittiler. Kapıyı açıp içeri girdiler. Herkes kendi odasına gidip dinlendi. Üniversitenin açılmasına daha birkaç gün vardı. Günün verdiği yorgunluktan yataklarına girer girmez hemen uyudular. Ertesi gün geç saatlere doğru uyandılar. Ellerini yüzlerini yıkadılar. Hafize’nin hazırlamış olduğu yemek sofrasına oturdular. Yemeklerini yedikten sonra sofrayı toplayıp, bulaşıkları yıkadılar, kalkıp üniversiteye gittiler. 

Kampüs içinde biraz dolaştılar. Bazı öğrencilerle de tanıştılar ve bir süre sohbet ettiler. Kampüsten ayrılarak telefon kulübesine gidip ailelerini aradılar. Ailelerini aradıktan sonra eve gittiler. Herkes kendi odasına çekildi. Hafize de kitap okumaya koyuldu. Lise son sınıftayken bir tane akrabası ona birkaç tane kitap hediye etmişti. Kızıl Kayalar, Gorki Ana, Komiser Memo ve Tütün adlı kitaplar… Hafize kendine hediye edilen kitapları okumamıştı. Önce Kızıl Kayalar adlı romanı eline alıp okumaya başladı. Kitabı akşama kadar hiç elinden indirmedi. 

Arkadaşları Evrim ve Berna akşam yemeğini hazırlayıp masayı kurdular. Evrim, Hafize’ye seslenerek, yemeğin hazır olduğunu söyledi. Hafize elindeki kitabı yatağının üzerine bıraktı. Ve arkadaşlarının yanına gitti. Masayı kurulu görünce biraz mahcup oldu. Arkadaşlarına “Bari beni de çağırsaydınız, birlikte yemeği hazırlardık”  dedi. Berna da Hafize’ye “Sen de sabah kahvaltıyı hazırladın” dedi. Hafize “Olsun yine de çağırsaydınız iyi olurdu.” dedi. Sofraya oturup yemeklerini yediler, sofrayı kaldırdılar. Hafize arkadaşlarına “Hiç kimse bulaşıklara ellerini bulaştırmasın, bulaşıkları ben yıkayacağım.” dedi. Hafize bulaşıkları yıkamaya koyuldu. Arkadaşları da çay işiyle ilgilendiler, çayı demleyip masaya bıraktılar. Hafize bulaşıkları bitirip elini havlu ile kuruladı. Evrim Hafize’ye “Eline sağlık” dedi. Hafize “Sağ olun” dedi. Berna çayları bardaklara doldurdu, sohbet eşliğinde çayları yudumladılar.

Hafize çok güzel saz çalıyordu, ortaokuldayken saz kursuna gidip saz çalmayı öğrenmişti. Sazı eline alıp arkadaşlarına biraz saz çaldı. Arkadaşlarının kendilerini duygusallığa kaptırdığını görünce arkadaşlarına “Siz kendinizi böyle duygusallığa kaptırırsanız, ben artık saz çalmam, biraz neşelenin.” dedi. Arkadaşları “tamam” dediler. Hafize biraz oyun havaları çalarak arkadaşlarını neşelendirmeye çalıştı ve arkadaşlarına “bugünlük saz faslı yeterli” dedi. Arkadaşlarından izin isteyerek odasına gidip uzandı, biraz hayallere daldı. Hayallerden sıyrılarak yarıladığı romanı eline alıp kaldığı yerden okumaya koyuldu. Gece geç saatlere kadar kitabı okudu, yavaş yavaş uyku bastırdı. Kitabı yatağın köşesine koydu, başını yastığa koyar koymaz hemen uyudu. Uykusunu alarak sabah dinç bir şekilde uyandı. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı, dışarı çıkıp biraz dolaştı, dolaştıktan sonra gelip kahvaltıyı hazırladı. Arkadaşlarını uyandırdı. Arkadaşları lavaboda ellerini yıkadılar, gelip kahvaltı masasına oturdular. Kahvaltılarını yaptıktan sonra masayı toplayıp kap kaşıklarını yıkadılar. 

Ve ders kitaplarını alıp üniversiteye gittiler. Ders başı yaptılar. Zamanla üniversiteye iyice alıştılar. Birçok arkadaş edindiler. Cumartesi ve Pazar günleri genelde arkadaşlarıyla birlikte gezmeye giderdiler. Ve böylece yaşam ve üniversite hayatı iç içe akıp gidiyordu. Hafize üniversitenin dışında da bazı panel, kurum ve etkinliklere de gidiyordu. Belli arkadaş çevresi de olmuştu. Çevre edindiği arkadaşlarla zaman zaman buluşup bilgi alış verişinde bulunuyordu. 

Hafize’nin tanıştığı arkadaşlardan İbrahim ve Ozan devrimci faaliyet yürütüyorlardı. Hafize bir gün İbrahim ve Ozan’la buluştuğu esnada İbrahim ve Ozan’a “Bundan böyle devrimci mücadeleye katılacağını” belirtti. İbrahim ve Ozan: “Vermiş olduğun karar bizler için hem anlamlı hem de sevindirici” dediler. Ve “Evet, demenin dışında başka bir şansımız da yok” dediler. Hafize artık devrimci mücadelenin aktif bir bireyi olmuştu. Hafize, İbrahim ve Ozan’ın yanından ayrılarak eve gitti. Berna ve Evrim’le geç saatlere kadar oturup konuştular. Berna ve Evrim’e “Artık üniversiteye devam etmeyeceğini ve bundan böyle devrimci mücadele yürüteceğini” belirtti. Berna ve Evrim, Hafize’ye “Bizi bırakıp gidiyor musun?” dediler. Hafize, gece Berna ve Evrim’le evde kaldı. Ertesi gün arkadaşlarıyla vedalaşarak “Ara sıra ziyaretlerine geleceğini” belirtip kendisine ait bazı özel eşyalarını alıp, Ozan ve İbrahim’le buluşmaya gitti. 

Belirlenen çay bahçesine gidip oturdu. Ve garsondan bir çay istedi. Garson çayı getirip masasına bırakıp gitti. Hafize çantasından sigara paketini çıkarıp içinden bir tane alıp kibritle sigarasını yaktı. Sigarasını daha bitirmeden İbrahim ve Ozan Hafize’nin oturduğu masaya gelip oturdular. Garsondan iki çay daha istediler. Garson çaylarını getirip masaya bırakıp gitti. Çaylarını içtikten sonra çay parasını masaya bırakıp kalktılar ve oradan dolmuş durağına gittiler. Bir tane dolmuşa binip Ozan ve İbrahim’in kaldığı semte gittiler. Kiraladıkları evin sahibi tanıdıktı, aynı zamanda ilerici ve aydın biriydi. Bu yüzden endişelenecek bir durumları yoktu. Hafize’nin çantasını ve ufak tefek eşyalarını birlikte Hafize’nin kalacağı odaya yerleştirdiler ve salona geçip oturdular. Geç saatlere kadar oturup konuştular. Birbirlerine “iyi geceler” diyerek herkes kendi odasına gidip, yataklarına girer girmez hemen uyudular. İbrahim sabah erkenden uyandı, kahvaltıyı hazırladı. Hafize ve Ozan’ı uyandırdı. Ellerini ve yüzlerini yıkadılar, gelip masaya oturdular. Kahvaltılarını bitirip masayı topladılar, bulaşıklarını yıkadılar ve güne dair neler yapılması gerektiği üzerine sohbet edip sonuca bağladılar. 

Hafize ve Ozan dokuma fabrikasında çalışan bazı işçi arkadaşlarla buluşmaya gittiler. İbrahim de peşlerinden belli bir süre sonra inşaatlarda çalışan birkaç arkadaşla buluşmaya gitti. Ozan ve Hafize görüşme yerine gittiklerinde işçi arkadaşlar da gelmişlerdi. Hepsiyle tek tek tokalaşarak masaya geçip oturdular ve fabrikadaki çalışma koşullarıyla ilgili konuştular. Ve birkaç gün sonra tekrardan geleceklerini belirtip, müsaade isteyip kalktılar. Bir iki yere daha uğradılar, oradan da eve gittiler.

Kapıyı açıp içeri girdiler. İbrahim ise daha gelmemişti. Hafize mutfağa gidip çay suyunu ocağa koydu. Ozan da odasına gidip fabrikada çalışan işçilerin çalışma      koşullarıyla ilgili bir yazı yazmaya gitti. Belli bir süre sonra İbrahim de eve geldi. İnşaatlarda çalışan işçi arkadaşlarla görüşmesi iyi geçmişti. Hafize çayı demleyip masaya koydu, çay demini aldıktan sonra bardaklara doldurdu. Ozan da kaleme almış olduğu yazıyı getirip arkadaşlarına okudu. İbrahim ve Hafize yazıyı beğendiler. Ozan’a “Eline yüreğine sağlık, yazı güzel olmuş.” dediler, yazıyı çoğaltıp hazırladılar. Çaylarını içip herkes kendi odasına gidip, uyudu. Sabah biraz geç uyandılar, kahvaltılarını yapıp bitirdikten sonra İbrahim ve Ozan kitap okumaya gittiler. 

Hafize de Berna ve Evrim’le görüşmeye gitti. Kapıyı çaldı, Berna kapıyı açtı. Hafize’yi karşısında görünce boynuna atılıp kendisine sarılıp, içeri buyur etti. Hafize içeri geçip kapıyı kapattı. Evrim’le de kucaklaştı ve gidip sandalyeye oturdu. Ve birkaç saat hasret giderdiler. Hafize arkadaşlarından “müsaade” isteyerek “gitme vakti geldi” dedi. Berna ve Evrim’le vedalaşıp oradan İbrahim ve Ozan’ın yanına gitti. 

Ertesi gün İbrahim ve Ozan’la beraber fabrikaya gittiler. Ozan’ın kaleme almış olduğu yazıyı fabrikada çalışan tanıdık işçi arkadaşlarına verdiler. Fabrikadan ayrılarak başka yere gittiler, işlerini hallettikten sonra oradan Kapalı Çarşı’ya gittiler. Kendilerine biraz üst baş alıp eve gittiler. Ve geç saatlere kadar oturup sohbet ettiler. Birbirlerine “iyi geceler” diyerek uyumaya gittiler. Sabahleyin Ozan kalkıp kahvaltıyı hazırladı. İbrahim ve Hafize’yi uyandırdı. Masaya oturup kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan sonra biraz kitap okudular, kitaba ara verdiler. Birer sigara içip güncel gelişmelere dair sohbet ettiler. 

Hafize odasından sazını getirip arkadaşlarına biraz saz çaldı. Bir iki parça türkü söyledi. İbrahim ve Ozan da birer türkü söylediler. İbrahim ve Ozan Hafize’ye “Eline yüreğine sağlık” dediler. Üç arkadaş kalkıp dışarı gezmeye çıktılar. Şehrin tüm güzel yerlerini bir bir gezip, dolaştılar. İlerleyen saatlere doğru eve döndüler. Üç arkadaş bulunduğu alanda belli bir süre çalışmalarını sürdürdüler. Okul, çalışma, yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, dertler, acılar, Hafize’nin bedenini iyice yormuştu. Çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmıştı. 

İbrahim ve Ozan, Hafize’yi farklı farklı hastanelere götürdüler. Tüm doktorların teşhisleri aynıydı. İbrahim ve Ozan, Hafize’nin çaresi olmayan hastalığına içten içe kahroluyorlardı. Ellerinden bir şey gelmemesinin acısı içerisindeydiler. Kendi aralarında konuşarak Hafize’yi ailesinin yanına gönderme kararı aldılar. Akşam bu durumu Hafize’ye anlattılar. Hafize her ne kadar bu durumu kabul etmese de “Arkadaşlarının almış olduğu karara uyacağını” belirtti. Ertesi gün İbrahim ve Ozan otogara gidip Hafize’nin memleketine bilet aldılar. 

Hafize de üniversiteye gidip Berna, Evrim ve diğer arkadaşlarıyla vedalaştı. Oradan otogara gitti. İbrahim ve Ozan’la vedalaşarak otobüse bindi. Son kez arkadaşlarına el salladı, şoför otobüsü çalıştırıp yola koyuldu. 

 

Mehdi BOZ

2 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishane

ELAZIĞ

Fotoğraf:Adil Okay