“Yaşadığım temel ve en önemli sorunum “TECRİT”tir. Bu hapishanede benden başka “siyasi tutsak” yok… Dolayısı ile hapishanelerde hak olan “Sohbet Hakkı” vb. için birlikte çıkabileceğim kimse de yok. Günün 24 saati hücredeyim. Görevliler dışında kimseyi görmüyorum. Hücrenin açıldığı bir havalandırması da yok. Dolayısı ile havalandırmaya da çıkamıyorum.”
Enver YANIK. R Tipi Hapishane D2-Blok 04 Nolu Hücre. Menemen/İZMİR
17 Ocak 2026, Cumartesi
Merhaba Sevgili Adil Hocam…
Öncelikle çalışmalarınızda başarılar diliyor, selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Nasılsınız?
Kartını 16 Ocak Cuma, yani dün aldım. Hemen yanıtlıyorum. Öyle ki şans eseri normal posta ile gönderilip elime ulaşan ilk “gönderi” olma özelliği taşıyor kartınız. Duyarlılığınız için teşekkür ediyorum… Uzun yıllar hapisliklerim olduğu için (Toplamda 17. yıl) çalışmalarınızdan haberdardım. Kaldı ki tutuklanmadan önce (6 Ekim 2024) İzmir’deki etkinliklerinize katılıyordum. Ayrıca hafızam beni yanıltmıyorsa –ki yanıltabilir- Hatay’ın depremle yüzleşmeden önceki halinde anlık zamanlarda da olsa bir etkinliğinize gelmiştim, kısa sohbet etmiştik… Ancak dediğim gibi her şey flu… Kartını aldığım gün yine Can dostum Üzeyri Kılıç’tan mektup aldım. “Mektubunu ‘Görülmüştür’den Adil Bey’e gönderdim.” demiş… Beni sayfalarınız aracılığı ile görünür kılmaya çaba harcadığınız için çok teşekkür ederim… Bu hapishaneye getiriliş öykümü biliyor olmalısınız… Eşim ve dostlarım yaşadığım adaletsizliği herkese anlatma çabasındalar… Ki benim dostlarımdan bir kısmının zaten ortak tanıdıklarımız ve ortak dostlarımız olduğunu biliyorum.
Buradaki koşullarımı sevgili dostum Üzeyri’ye yazdığım mektupta anlatmıştım. Yaşadığım temel ve en önemli sorunum “TECRİT”tir. Bu hapishanede benden başka “siyasi tutsak” yok… Dolayısı ile hapishanelerde hak olan “Sohbet Hakkı” vb. için birlikte çıkabileceğim kimse de yok. Günün 24 saati hücredeyim. Görevliler dışında kimseyi görmüyorum. Hücrenin açıldığı bir havalandırması da yok. Dolayısı ile havalandırmaya da çıkamıyorum. Geldiğim günün ertesinde -14 Kasım’da- havalandırmaya götürelim demişler… Nereye diye sorduğumda ise hücreden bağımsız bir alana, beton boşluğa cevabını almışım. O gün sağlığım kötü olduğu için gidememişim ve bir daha sormamışlar… Bütün bunları her gün tuttuğum günlüklerimden öğreniyorum... Birkaç gün önce de bu yönlü müdürün bir sorusu olmuş.
Hafızamı tamamen kaybedip çıldırmamak için her günümü yazıyorum. Günlük tutuyorum. Her günümü sevgili eşime de yazıyorum. Sesimi unutmamak için kimi yazıları ve şiirleri sesli okuyorum. Ne kadar iradi olursak olalım… Geliştirilen “Duyusal Yoksun Bırakma” adlı emperyalist merkezler menşeili işkence yöntemi bir biçimi ile insanı kuşatmaya alıyor… Yılları alan bir tecrit bu… Belki biliyor olmalısınız. Tecrit hücrelerinden tecrit gerçeği ile karşı karşıya kaldım. Ben hiç yürüyemiyorum. F-Tipi Hapishanelerin fiziki yapısı nedeni ile yaşamamın olanağı olmadığı için “İzmir Şehir Hastanesi’nin Sağlık Kurulu” tarafından verilen raporla buraya getirildim... Birçok hastalığım var, bu mektubu sağlık raporuna çevirmemek için yazmıyorum. Hidrosefali ve Wernicke Korsakoff rahatsızlıklarım zaten sürüyordu. 2025’teki açlık grevi sonrası hiç yürüyemez oldum. Akciğerimde enfeksiyon gelişti ve pıhtı attı… Şimdi bunun nedenini araştırıyorlar. Açlık Grevi sonrası 2 aya yakın hastanede kaldım. Sonra da F-Tipi’ndeydim. Kendimi toparlamıştım. Ancak buraya geldiğimden bu yana kilo veriyorum… Zayıflıyorum. Her hafta kilo ölçümü yapıyorlar. Haftada iki kez fizik tedaviye çıkarıyorlar… Zayıflamamın nedenini bulamıyorlar. Ki açlık grevi sonrasındaki kiloma düştüm… Ben ne zaman hapishaneye ayak bassam felsefeye, ille de “diyalektik düşünme yöntemi”ne başvururum. Bana iyi de gelir. Bu defa olanaklar ölçüsünde daha sistematik çalışıyorum. Ama sağlığım izin vermiyor. Kitaplarım da ocak ayına kadar verilmişti. Bu ay bir kısmı verildi. Bu günlerde Marks’ın şu sözünü herkese yazıyorum. Sana da yazayım:
“Olduğu yerde donup kalmış koşulları, kendi şarkıları eşliğinde dans etmeye zorlamalıyız.” Karl Marks (Bertell Ollman’ın “Diyalektiğin Dansı” kitabından.)
Demem o ki her şeyi unutsam da okuduklarımdan alıntılar yaparak ilerlemeye çalışıyorum. Temel hedefim çıldırmamaktır.
Sevgili Adil Hocam; F-Tipinde kimi dergilerdeki yazılarını okuyordum. Dergileri almak için abone olmam gerekiyor. Bunu da düzene sokarsam, sanatı, edebiyatı da takip edebileceğim. Güney, Sanat ve Hayat, Yeni e geliyordu mesela. Kitapların ise bandrollü olması gerekiyor, sahaflardan alınan kimi kitaplarımı bandrolü yok diye vermediler, geri gönderdim… Günde iki adet gazete alıyorum. “Birgün ve Cumhuriyet”… Günceli gazeteden ve hücremde olan televizyondan takip etmeye çalışıyorum. Bir de mektuplar tabi. Yoksa hafızam sıfırlanıyor. Masama küçük bir afiş astım. “Dikkat kalktığında notlarını oku. Masa üstünde” diye. Bu beyin jimnastiği bir dahaki uykuya kadar benim akıl defterim oluyor.
Son olarak hastane gidiş gelişlerine genelde ambulansla ve sedye ile götürüyorlar. Zaten bir ambulans ve bir de “Hasta Nakil Aracı” var. Hasta nakil araçlarına tekerlekli sandalye ile binebiliyorsun. Çok ağır hasta varmış. Pencereyi çoğu zaman açamıyorum. Alt katlardan idrar kokusu geliyor. Bezlenen çok insan var… Görüşlerimiz bir buçuk saatti. Ancak görüntülü görüşmeye geçeceğiz diye bir saate indirdiler… Bana ise görüntülü görüşme yaptırmayacaklarını, çıkardıklarında öğrendim. Oysa ben tutukluyum ve hükümlülere uygulanan infaz sistemi tutuklulara uygulanamaz… Neyse yarım saatlik görüşümüzü gasp ettiler…
Sevgili Adil Hocam…
Tecrit böyle bir şey konuşacak (yazacak) birini bulunca yazdıkça yazıyorum. Bu arada görüşçülerim kısık sesle konuşmaya başladığımı söylediler. Selam ve sevgilerimle kucaklıyor, tüm dostlara selamlarımı iletiyorum.
Umutla, Dirençle Kalın…
Enver YANIK
R Tipi Hapishane D2-Blok 04 Nolu Hücre
Menemen/İZMİR