DUVAR YAZISI EDEBİYAT KAYINTISI
LXI - LXII
Madde 601: 1966 tarihinde Julia Kristeva, M. Bakhtin’in çalışmalarından esinlenerek “Metinlerarasılık” kavramını kullanarak bunun yaygın halede kabulünü sağlamıştır. Metinlerarasılık kendisinden önce yazılanlar ve yine söze gelenlere gönderme yapar.
Madde 602: J. Kristeva Metinlerarasılık için, “Her metin bir anlatılar mozaiği olarak okunur, her metin bir başka metne dönüşür, bir başka metni içine alır. Metinlerarası ilişkiler kavramı özneliklerarası ilişkiler kavramının yerini alır.” der.
Madde 603: Kristeva metinlerarasılık kavramını eserleri yayınlanmış yaratıcı yazar imgesini sorgulamak için geliştirmiştir. Edebiyat metinlerinin önceden üretilenlerle ilinek kurduğunu belirtir. Süreçle verili kavramın içeriği de değişebilmektedir. Halef olan selefinin yapıtından faydalanırken zengin bir bakış elde ettiği gibi onu tiye almayı da gerçekleştirebilmekte.
Madde 604: Günümüzdeki yapay zekayı metinlerarasılık açısından nasıl izah edebiliriz? Geçmişten günümüze değin yüklenilmiş metinlerden yararlanarak bir nevi dijital metinlerarasılık yapmıyor mu? Ya intihali meşrulaştırma yok mu içeriğinde?
Madde 605: Dostoyevski Yeraltından Notlar’da olduğu gibi birçok eserinde “Böcek” göndermelerinde bulunmuştur. Yeraltından Notlar’da, “… bir böcek bile olamadığını anlatmak istiyorum.” demişti.
Madde 606: Dostoyevski’nin “Böcek” metaforu söylemde kalır. Dostoyevski’den yaklaşık 50 yıl sonra – metinlerarasılık olarak ele alınabilir- Kafka, Dönüşüm eserinde böcekleşen Gregor Samsa’yı vücuda getirmiştir.
Madde 607: Walt Whitman küçük bir basımevinde kendi olanaklarıyla 94 sayfa biçiminde Çimen Yaprakları’nı 1000 adet bastırmıştır. Çimen Yaprakları’nın tek bir nüshasını da satamaz. Sonraki baskılarda 450 sayfaya çıkardığı bu eserinin ilk baskısını yolladığı birçok eleştirmen ve sanatçıdan olumsuz tepkiler almıştır. “Bir tımarhane kaçkınının yazabileceği bir kitaptır” şeklinde eleştiriler alır.
Madde 608: O dönemlerde Londra’da çıkan Critic adlı dergide Whitman için, “Bir domuz matematikten ne kadar uzaksa Walt Whitman da sanattan o kadar uzak” demiştir.
Madde 609: Whitman’ın kitabını yolladığı, dönemin Amerikalı ünlü şairlerinden olan John Greenleaf Whittier ise, “Kitabı pencereden fırlatıp attığını” açıklar. Tarihin ironisi bu olsa gerek. Bugün Whittier’i anımsayan çıkmaz ama Whitman’ın Çimen Yaprakları kültleşmiştir.
Madde 610: Çimen Yaprakları’nın değerini sadece Ralph Waldo Emerson takdir etmiştir. İlk baskıyı okuyan Emerson Whitman’a mektup yazar; “Amerika’nın bugüne kadar, düşünce alanında vermiş olduğu yapıtların en güzelini yaratmışsınız. Şiirlerinizi okurken mutluluk duydum. Bağımsız, cesur düşüncelerinizle övünebilirsiniz. Büyük sanata giden yolun başında sizi selamlarım.” Herhalde Emerson’un bu cevabı ona yazma azmi vermiş olmalıdır. Yoksa yenilgiyi kabul etmesi işten değildi.
Madde 611: Penelope Fitzgerald (1916-2000) “Mavi Çiçek” adlı romanında bir belirlemede bulunur: “Bir hikayenin başında buluş varsa, sonunda da arayış olmalıdır.” Doğru söze ne denebilir ki…
Madde 612: Ingeborg Bachmann’ın çarpıcı saptamaları var. “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz. Üzerine her gazetede yazılabilecek terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar. Faşizm, bir erkekle bir kadın arasındaki ilişkide ilk rastlanan şeydir ve ben (…) içinde yaşadığımız toplumda hep savaş olduğunu söylemeye çalıştım.”
Madde 613: Şiir hakkında en doygun tanımlamalardan birini Furuğ Ferruhzad yapmıştır: “… Şiir yaşamın bir parçasıdır ve asla yaşam ve gerçek yaşamın insan üzerindeki etkilerinin alanı dışında olamaz. Manevi yaşama, hatta maddi yaşama bile tamamen ‘şiirsel bir bakışla’ bakmak olanaklıdır. Esasen şiir, ortaya çıkıp geliştiği ortama ilgisiz ise asla şiir olamaz.”
Madde 614: Aslında kavramlar dünyayı anlama ve algılamada yardımcı olmalıdır. Fakat bazı kavramsallaştırmalar süreç içerisinde kötülüğün meşrulaştırılmasının da malzemesine dönüşebilmektedir. Bunlardan biri de Muselmann yani Müslüman anlamına gelen olmaktadır.
Madde 615: Giorgio Agamben de “Tanık ve Arşiv-Auschwitz’den Artakalanlar” adlı eserinde Muselmann kavramını kullanır. Mevcut terim Auschwitz toplama kampında yahudilerin yine sınırdaki yahudiler için kullanılırmış.
Madde 616: Bugün Siyonist İsrail’in Filistin, Lübnan, İran ve diğer Ortadoğu müslüman halklarına dönük katliamlar yapmasına ‘meşruiyet’ kazandıran bir kavramsallaşmaya dönüşmüştür, Muselmann. Haliyle Agamben’in bu kavramı kullanması doğru değildir.
Madde 617: Auschwitz’de üretilen Muselmann kavramını ilkin Jean Améry, Bruno Bettelheim, Zazislav Ryn, Stanislaw Klodzinski, Wolfgang Sofsky, Primo Levi yahudi yazarlarca kullanıma sokulmuştur. “Namaz kılan Araplara” benzettikleri insanları Muselmann diye nitelemişlerdir.
Madde 618: Levi onlar için; “Yüzü olmayan bir insanlar yığını olarak belleğime üşüşüyor. Çağımızın bütün kötülüklerini tek bir imgede toplayacak olursam, çok iyi bildiğim o imgeyi seçerdim; başı eğik, omuzları çökük, yüzünde ve gözlerinde düşüncenin izine rastlanmayan bir deri bir kemik bir insan” der.
Madde 619: Encyclopedia Judaica’da (Yahudilik Ansiklopedisi) yer alan, Muselmann maddesi şöyle tanımlanır: “Esas olarak Auschwitz’de kullanılan bu terim, bazı tutsaklara özgü tipik özelliklerden türetilmiş gibidir: yere çömelerek oturma, Doğu’ya özgü şekilde bağdaş kurma, yüzlerin maske gibi donuk olması.” Yani kabuk adam olduklarına değinir. Bugünlerin Müslümanlarını da böyle görmekteler…
Madde 620: Ortadoğu’da ABD-İsrail saldırganlığının gerçekleştirdiği katliamların kılıflarından birini de Muselmann terimi oluşturmaktadır. Oryantalist bakış açısından azade değildir bu kavram. Kıyım, kıran ve katliamlara varan yönelimlere dayanak yapılmaktadır. Irkçı-faşist zihniyetlere karşı duruluyorsa şayet böylesi terimlerin kategorikleştirmesine de izin vermeyelim. Dün üretilen kavramlar bugünün kötülüklerini gerçekleştirmesine malzeme olmasın artık!
Devam Edecek…
Eski Bölümleri www.edebiyatbahcesi.net ten okuyabilirsiniz
Ayhan KAVAK
Yüksek Güvenlikli Hapishane E Zemin-11
Ereğli/KONYA