"Bu bilmece-bulmaca, hele yapayalnız, tek ve yatalak halde! 30 kilo civarındayım, gerçekten kahkaha-çığlık atmamak zorundayım. Pakette, bir F Tipi Hapishanesi’nde hücreden hücreye toparlanmış belki 100 çeşit böcek kurutulup, üzerine yapıştırılmış bir kağıt! Tutsaklar her hücreden, havalandırmada buldukları böcekleri toplamışlar, bir merkezde buluşturmuşlar. Hepsi yapıştırılmış bir kâğıt üzerine, uğur böceğine refakat eder halde!"
BİZ HALA KOCAMAN BİR 'BÖCEK KOLEKTİFİ'YİZ
24 Nisan bildiğimiz iki tarihsel günün ifadesi. Hele 24 Nisan 1972, politik tutsakların önemli bir bölümünün tutsaklığının sebebi.
24 Nisanlar! Hele hele hareket dahi edemez halde su içme mücadelesi vermekten illallah ettiğim tek 24 Nisan, 2001. Ve 'böcek kolektifi', tecrittekilerin bu dahiyane fikri; yüzüme tebessüm yapıştı yine uzun bir süre...
Tam bu tarihlere yine-yeniden atlamaya hazırlanırken, Adil Okay’ın sayfasına şu cümleler yerleşmiş: "Hapishanelerden Gelen Ödüllerimiz... Politik tutsaklardan aldığımız kitaplar, mektuplar, karikatürler, resimler, elle yapılmış takılar, kalemlikler, vazolar, takvimler en büyük ödülümüzdür..."
Aynı anda Görülmüştür’de Zeynep Avcı bize sesleniyordu o her zamanki yalın-masum gülümseyişiyle, demir parmaklıklar ardından hemde: "Ayna ile bakabiliyoruz birbirimize. Yoksa nereden göreceğiz! Galiba biz kadınlar nerede olursak olalım yaşamı bir kahkaha tadında yaşamaya devam edeceğiz..."
***
24 Nisan 2001. Bize veda edenlerin sayısının hızla artmaya başladığı tarihler. Öleceğiz kesin, ancak ne ölüm aklımızın ucunda, ne yaşama ait uzun vadeli planlar. Hastahane odalarındayız ama, yine tecritte ve tek. Kapımızda nöbet bekleyen silahlı askerler. Günleri en iyi şekilde doldurabilmenin mücadelesindeyiz. Tek umudumuz, tek sevincimiz, heyecanımız; DİĞER TUTSAKLARDAN GELECEK OLAN MEKTUPLAR. 'Bugün mektup var mı' acabasının heyecanından, kalbimin atışlarını kontrol etmeyi öğrenmek zorunda kaldığımı bile söyleyebilirim. Ah! Bir mektup! Heyecanlanmamam lazım! Biz de tecritteyiz; her gelen mektup bir sürpriz paketi! "24 Nisan 1972, sen doğdun! Hatırlıyorsun değil mi, hafızan yerinde mi ? Bu 24 Nisan'ı da devireceğinden hiç şüphemiz yok. Yaşayacaksın. Üzgünüz, bir de yaşlanacaksın. Bak sana nasıl bir tarihsel esinti gönderiyoruz, sakın heyecanlanıp öleyim deme. Uyarımızı ciddi ciddi dikkate al" yazan bir kâğıt, içinde de bir sürü kâğıttan yapılmış, korunaklı bir paket. Üzerinde; "Önce bu notu oku. Sen köy görmedin, cahil, görgüsüz. Doğaya ait ne görsen yeni yetme çocuklar gibi çığlık atıyorsun, unutmadık unutmadık... Sakın çığlık atma, o sarsıntıya dayanamaz ölürsün. Ağzına maske tak, bu paketi öyle aç, mikrop kapabilirsin".
Bu bilmece-bulmaca, hele yapayalnız, tek ve yatalak halde! 30 kilo civarındayım, gerçekten kahkaha-çığlık atmamak zorundayım. Pakette, bir F Tipi Hapishanesi’nde hücreden hücreye toparlanmış belki 100 çeşit böcek kurutulup, üzerine yapıştırılmış bir kağıt! Tutsaklar her hücreden, havalandırmada buldukları böcekleri toplamışlar, bir merkezde buluşturmuşlar. Hepsi yapıştırılmış bir kağıt üzerine, uğur böceğine refakat eder halde!
"İşte biz hala böyle kolektifiz. O duvar duvarınız vız gelir bize vız." gibi sözler...
Heryeri aydınlatan, etraftaki askerlere-gardiyanlara “bakııın” diyerek pırlantalara değişilmeyecek hediyemi göstermeye başladım günlerce... Yüzüme yapışan tebessümü, ne kemik batması-ne zayıflık-ne uykusuzluk; hiçbir acı çıkaramaz oldu... Onların bu sevinç karşısındaki çaresizliklerini anlatmayayım...
Tutsakların neler göndermeye devam ettiklerini daha fazla anlatmayayım, yaratıcılıklarını aktarmaya bir kitap yetmez.
***
İşte biz bu tarihlerin ardından, sokaklarda yürüyebilmeye başlayanlarız. Ve onlar hala hiç yılmadılar. Bizden ufacık bir ses aldıklarında dahi bize, Adil Okay’ın betimlediği; sayısız , güzel "ödüller" göndermeye devam ettiler-ediyorlar. Bu "ödüller"in elimize geçtiğini öğrenmek, onları hep özgürleştiriyor. Ve hala, inanılması güç bir direngenlikle bu özgürleşmenin peşinde koşuyorlar. Tecrit koşullarında gönderdikleri her ürün sadece beni değil, etrafımdakileri de; "nasıl düşünmüşler, o koşullarda, ne kadar yetenekli insanlar var, nasıl yapmışlar..."ın şaşkınlığıyla sarstı.
Geçtiğimiz yıl itibariyle, "ödüllerimiz"de çok büyük değişiklikler oldu. Bu değişiklikler; tutsakların önceden gönderebildikleriyle kıyaslayınca, bizleri de hep sarstı. Zaten kısıtlı olanaklarla ürettikleri şeylere, daha yoğun kısıtlamalar getirildi. Öncesinde ne kadar büyük bedellerle kazandıkları hakları, belirli malzemeleri içeriye alabilme olanakları; daraldı, daraldı, daraldı... "Şu yasak, bu yasak.." denile denile, adeta yasaksız hiçbir şey bırakılmadı...
***
Bugün Adil Okay'ın ve Zeynep Avcı'nın bende estirdikleriyle; ağırlıklı olarak 24 Nisanlar için gönderilen, 16 yıllık toparlamışlıklardan bir demet paylaşmak istiyorum sizlerle. Ne kadar insanın bunları göreceği, hissedeceği, ya da mektup yazıp yazmayacağı.... Tutsakları unutmamakta sürekli direnenler belli.
En önemlisi, hediyelerini sakladığım tutsaklara; yıllar önce ürettiklerinin Görülmüştür'de gösterildiğini, bu ürünleri kaybetmediğimizi, bu ürünlerin kendi yurtlarına yerleştiklerini ballandıra ballandıra aktaracağım. Onlarla da, Adil Okay'ın yazdıklarını-betimlemesini ve Zeynep'in gülümseyişini paylaşacağım...
Daha iyisi can sağlığı. Onlar bizden ses aldıklarında, biz onların ‘duvarlara inat yaşamı yeşillendiriyoruzları’nın ifadesi olan ürünlerini-mektuplarını aldığımızda dünyalar bizim oluyor.
Zindanlardaki sürgünleri, ortaçağ karanlığını aratmayacak hak ihlallerini takibettiğimiz şu günlerde; "en büyük ödüllerimiz" tanımlaması beni hayli etkiledi, sarstı! Bu ödüllerin üretildiği tarihlerle-bugün arasındaki tarifsiz uçuruma hayıflandım. Ama olsun, hala mektuplu dünyalarımızda sevinmeyi bilen kooooocamaaaan bir "böcek kolektifiyiz"; en azından bundan eminiz.
Onlarla sürekli paylaşabilme, bu ‘yasaklar’ zincirinde onların paylaştıklarından vazgeçmeme sabrını gösterebilme umuduyla...
23 Nisan 2016
Ganime Gülmez