RÜYA İÇİNDE UYKUSUZ
Üç mevsim üç yönün silinip yok olan hüzünlü tarihine doğru
Sadelikle akmayı bilen ırmakların koynundan balıklarla
Ama güneşte sükûnetle açan çiçeklerin hatırasını da unutmadan
Varoluşun kavmine göçmek halinin keskin bilgisiyle
Çocukluğundan beri aç nefesini uzun tutan
Ve dahi rivayetlerde adı hep yalnızlığın nizamıyla çağrılan
Kimyasıyla eşsiz dünyanın aslını sayfalardan çıkararak
Ateş hattının ön saflarında su ve yosunla bir olup
Toprağın sırrı geyiğin dedikleriyle yeniden öğrenmek için
Hiç bıkıp usanmadan çarpışa çarpışa
İşte böyle kök saldım sırtını dağa yaslayan ormanda
Gün uyandığında gördüğünüz yeryüzünü saran yaralarım
Sorgusuz sualsiz hayat bilgisi dersinden kalmadır
Şüphe yok ki kötülüğün karanlığı benim mavi zihnimden
Ve şebnemin aydınlığından güçlü değil
Çünkü kelebek hafifliğinde insan sıcağına yanaşan
Masaldan çıkma zeytin dalının soyundan gelmeyim
Sahi solmanın yazgısıyla buruşan bir yaprağın
Gözlerime bağışladığı gündüz düşünden uyanıp
Sakıncalı suların uçlarında taşları benim gibi
Düpedüz ustalıkla sektiren kaç kişi var
Şu başsız sonsuz yer düzlüğünde
Daha dokunur dokunmaz ürpertiyle akan terimin tuzunda
İyiliğin ne olduğunu bilmeden saklanan korkunun sebebine
Ama gecede ay doğarken yalkılayan kasvetli gölgesini
Söz verdiği ovaya seren dağın sessizce mırıldanıp
Sayıkladıklarına bir boşluk bırakarak
Öyle durup beklemeden güneşin vurup yaraladığı
Sarp kayanın meşalesini güçlü bir öfkeyle kaynayan
Paramparça güzel şu eski yeryüzünde
Benim gibi marifetle taşıyan kaç kişi var
Zaten yalın bir yalnızlıkta yaşamaklığa bilenip
Işık yağmuru altında sınırların ötesini düşünerek
Hayali kurulmuş hayatın anlamını bulmak için
Çocukluğumla beraber arkama bakmadan yürümesem
Uğultuyla gelen güne karışan demirin hoyrat çınıltısı
Kökü külle zehirlenen ağacın çıldırtan yakarışı
Ama gökyüzünün yoksulluğunda ufkun yası bitmeyecek hiç
Ancak dolunayın gayesi gecenin ağzından öpmekse eğer
Kuşkusuz yıldızların zamana düşürdüğü gölgenin serinliğinde olacak bu
Fakat benliğim o büyük aydınlığa çıkmadan önce
Biçimli bir leylak yahut hikayesi olan bir insan
Masumiyetin gözleriyle insanın insana ettiklerine bakacak
Çünkü çiçeklerin göğsünde atan yüreğiyle insan güzeldir
Fakat su diye çatlayan toprağın varlığını unuttukça
Kırılan dalın ilenciyle hem hırlı hem karanlık
Demek ki cemreyle gülün dengesini bilen kuşun
Tünediği yuvayı ezberlemiş bu dal
Uzun bacaklı atların koştuğu gövdeme uzanıyor
Ve demek ki ağacın yangınlardan sonra külün mizacına
Rüzgarın dönüşünde gizlenen kanat açıklıklarına
Ve dahi tohumun şanıyla olgunlaşan meyvenin kanına
Bahçeyi örseleyen ayak izlerinin lekesine söyleyecek sözü var
Ama ben başka çöllerin yabancısıyım
Ve kendimden biliyorum ki insan alışmıyor kanın kinine
Çünkü rüzgardan sonra uzun uzun yağmuru bekliyorum
Geniş çayırda sesi hüzünle titreyen gecikmiş esintiyi değil
Düş kırıklığıyla savrulan otun yazgısını hiç değil
Tenimle ve uzak görünümlü kuşların hatırasıyla
Çok eskiden tecrübe ettiğim çağlayanla ilgilenen
Parlak kıvılcımlı yağmurun kitabını bekliyorum
Gecenin arsızca gözlerimden çaldığı uykuyu
Avare bir bulutun seyrinden umarak
Göğün temiz yüzüne aldana aldana bekledim
Sonsuzluğun gelişini şimdi düşününce buradan alıp
Parmaklarımın ucunda sanki yürek gibi atan bir serinlik yayılıyor
Dikenin kanattığı yaramı öpen annemin ellerine
Fakat ben gelmez yağmuru beklemekten bitap
Sen sabah bakışlarınca sakin bir gülümsemeyle yalın ayaktın
Sanki gelinciğin hevesiyle kırmızı ama biraz tedirgin
Alevlerin kızıllığıyla sönerken kıyıya vuran hayatsızlık kadar
Acının ve sessizliğin buruk damlaları düştü payımıza
Çünkü üç mevsim üç yöne doğru silinip yok olan her şey
Kesik kesik izler bıraktı çocukluğumuza ve
yaşlı dünyaya
Sahi kiraz ağaçları ne zaman çiçeklenirse yepyeni sözler için
İşte o zaman dalgalı denizin hicapsız kıyıları yurt olacak
Sadelikle akmayı bilen gözyaşlarımızdan hayat bilgimize
Çünkü başlangıç güzel ve hep gepgenç bakıyor yüzlerimize
Cengiz Sinan Halis ÇELİK
S Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishane A-7
Çarşamba/SAMSUN