32 Yıldır tutsak olan Ali Baba Arı'dan gelen şiir: "Öfke"

ÖFKE
Ocak ayın ortası
Kış güneşi kırılmış
gün boyu üstümüze çöken, dolaşan o
kasvetli ağır hava
yerini denizden esen poyraza bırakıyor.
Yağmur yüklü kapkara bulutlar
beyaz yünlü oğlaklar gibi
koşup oynuyor gökyüzünde.
Uzaklarda doğan/batan o güneş
günü belirleyen
nostaljik bir melodi fısıldıyor
elleri kelepçeli mapus yatanlara.
Binlerce yıldır dinmeyen
bitmeyen bir öfke isyan oluyor.
Her dinden, her mezhepten, her ırktan ve sınıftan mapus barındırıyor
coğrafyamızın zindanları…


Mezopotamya, Anadolu toprağı,
Yakın Asya, Avrupa’dan Asya’ya
uzanan bir köprü.
Dışarıda esen siyasi hava
hiç hayra alamet değil.
Toplum artık bu kasvetli havayı kaldırmıyor.
Ne dini sömürü nutuklar,
ne vaazlar
ne de afaki cafcaflı, karın doyurmayan sözler.
O asırlık yaşlı binaların silueti bile
içten içe kederlemiyor.
Arşa çıkan gökdelenlerin gölgesi altında
ruhu daralmış.
Dilsiz şeytan gibi içi içini kemiriyor,
ihanete uğramış, boynu bükük olmak istemiyor.
Her ne kadar “Biz Bu Şehre İhanet ettik” deseler de
o sözler havada asılı kaldı.
Şimdi o bilinmez, esrarengiz tarih
kendi kaderine fısıldamakla yetinmek zorunda…


Güneş, büyülü bir varlıkmış gibi
turuncu bir parıltı bırakıyor
tarihi asırlık binaların siluetinin üstüne.
Ufuk çizgisinde şimdi
şehrin üstünü kaplayan
kasvetli bulutlar dağılmış.
Yollar, caddeler, meydanlar, parklar
hınca hınç insan kalabalıklarıyla dolmuş.
Çalışan, çalışmayan, emekli, dul,
köylü, beyaz yakalı, mavi önlüklü,
memur, işçi, dar gelirli yoksul,
geçim derdi peşinde koşan,
sıkıntı çeken evsiz, barksız işçiler, emekçiler
hak istiyorlar, hakkını arıyorlar.
Bütün meydanlar, yollar, caddeler
ayakları altında inliyor.
Haykırıyor, isyan ediyor:
“Çalışan biz, üreten biz. Biz açız!..”
“Taban uyanıyor taban”
(diyordu Âşık İhsanî)
“Hele bir ayağa kalksın
durduramaz onu baban!”
Kül rengi gök kubbelerin altında yaşayan
bir arada olanlara
bunca acı, zulüm,
baskı, sömürü, yasak reva mı!
Bak artık bıçak kemiğe dayandı.
Ha patladı, ha patlayacak.
“Görünen köy kılavuz istemez!”
Artık bu böyle gitmez.
Tarihi yeniden yazmak istiyor
Yeniçağın gençleri, kadınları.
Bir yere varmak, ulaşmak istiyor
bu kalabalık.
Kaldırın barikatları, açın yolları.
Sonu gelmez zulüm,
akıl almaz hak gaspları,
korku, tehdit, şantaj sarmalında
yıldırmak istiyor halkı canından.
Soluk almak, hava solumak,
hayatta kalmak şimdilerde çok daha zor…
Ne oluyor, nereye gidiyor hayat,
dünya, İstanbul böyle?
Yakıp yıkıp talan ettiler her yeri;
insana dair güzel yaşanılacak şeyleri,
sevgiyi, dostluğu, paylaşımı, aşkı…
Sabrın taşı çatlamak üzere.
Artık ne insani duygular
ne de insani değer yargılar kaldı.
Güneş yaşlı tarihi binalar arasında
sonbahar ayın olgunlaşmış serinliğini bırakıyor
bedenimde, tüylerim ürperiyor.
Sanki geçmiş zamandan kalma
o nostaljik şarkıdan bir melodi fısıldıyor
kulakları sağır, gözleri ama olmuş
insan kalabalıkların kulaklarına.
Heybemda ne hayali gül bahçesi kaldı
ne de insanı sarhoş edip zevkten dört köşe eden hadise.
Artık aromalı kokulardan da eser yok.
Duble yollar, hızlı trenler, yüksek binalar, gökdelenler,
kuş uçmaz, kervan geçmez havaalanları,
beton yığını haline getirilmiş kentler, şehirler,
ekili yeşil olan ormanlar
diri diri kanımızı emiyor.
Saray soytarısı hampaları,
geçmediğimiz köprü yollar, havaalanı
üstümüze zimmetli gibi.
Vergisini ödüyoruz.
Ecdadıyla iftihar eden gerici siyasi iktidar
har vurup harman savuruyorlar.
Şatafatlı yaşamdan taviz vermiyor:
Yazlık kışlık saraylar,
altın varaklı klozetler,
katar katar zırhlı arabalar,
uçak filosu,
on binlerce danışman ordusu,
üç-beş maaşlı huzur haklı yılanlar…
Devlette tasarruf olmaz.
Yeni kapitülasyon versiyonu.
Ülke uçurumun kıyısında,
gemi hattı batmak üzere.
Orhan Gazi, Selim, Vahdeddin
iftihar ediyor ecdadıyla… 

Ali Baba Arı
10 Ocak 2025

1 Nolu F Tipi Hapishane C-TEK-56 

TEKİRDAĞ