ZAVALLI KELİMELER
Nabzına kulak verin hayatın,
Suyun, toprağın,
Engin denizlerin
Nabzına kulak verin,
gökteki bulutların
Yıldızların nabzına kulak verin.
Doğanın,
Tabiatın estetik güzelliğine
Kulak verin,
Bir doktor gibi
Bir lokman hekim edasıyla.
görün bakın,
Hayat nasıl da ışıltılı.
buram buram tabiat kokuyor,
Nehirler, ırmaklar canlı akıyor
dimağımızdan
Hayatın ak kor ateşiyle…
Dalgalar çıldırmış gibi
dövüyor kayalar. O
Korkunç fonolojik sesler
Yeri göğü inletiyor.
gökyüzünü kaplayan cansız bulutlar ise,
Kedere düşmüş gibi
iki göz iki çeşme ağlıyor.
Güneş de üzgün
günün kaotik şafağında
görünmeyen o hava
Nefessiz bırakıyor ciğerlerimizi…
Ay çoktan ayaza kesmiş, O
mavi gecenin karanlığını
Aydınlatan yıldızlar bile
Donup kalmış,
divane aşıklar gibi. Oysa
Köklerimizden arta kalan
Zavallı kelimeler ise,
Zamanın,
düzenin acımasız çark
dişlileri arasında mengeneye vurulmuş gibi
paramparça olmuş
Hayatlara benziyor…
Bak. İşte;
gün ışığı bütün ihtişamıyla
Toprağa akıyor, O
Kederli bulutlar ise,
Ayaza kesmiş yıldızlara nazire yapıyormuş gibi
Beyhude bir çabayla,
Bak!
Can çekişiyor görünmez havanın atmosferinde…
Ağlamaklı öpüşmeler bile
Ölümle bakışıyorlar, O
Rüzgârın acizliğine uğramış
Etek gibi havalanıyor.
Yüzleri örten maskeler
Mavi karanlığa el sallıyor. O
Elleri, gözleri ve
Yüreği, bütün her şeyi
Rüzgarın koynunda öpüşmeli dudaklar,
Nahoş bir tat bırakıyor…
Oysa onlar
Heybelerinde özlem,
Yüreğinde sevda,
Ellerinde hürriyet,
Ayakları ayazda
Hapsolmuşlar rüzgara.
Güneş de
Sevdaya düşmüş gibi
Söz sükut olurmuş Eyy! Ahali!..
2023
AliBaba ARI
***
BİRİNCİ PERDE
Dünya, senin umrunda mı ki;
Sarı pelerinli, bolduk gözlü
Yaban Arısı;
Sen dünyanın tekerini cehennem ateşine çevirdin,
Yakıp yıkıyorsun!..
Ya sen; kırmızı pelerinli bal gözlü
Bal Arısı;
Sen hangi çağın, zamanın
panzehiri ağusu oldun ki,
Sünyayı ateş topuna çeviren
Bolduk yüzlü Yaban Arının zehirlediği
Kirlettiği, kana buladığı Ahali’nin kurtuluş
umudu oluyorsun?!
“Davul Bile Dengi Dengine” derler.
İdeolojik saiklerin, Dünya görüşün, Hayat tarzın
Her ne kadar sınırsız, sınıfsız olsa da,
O da bir yere kadar.
gücün bütün bunlara yeter mi;
Yıkıp yok edebilir misin, Kapitalist, Emperyalist
sömürücü düzeni?
Artık bütün Yabanıl et obur hayvanlar da,
Şehrin meydanlarına, alanlara indiler,
İnsan denen hayvanlarla aynı havayı soluyor
Aynı acıyı, aynı açlığı aynı yoksulluğu yaşıyorlar…
Her gün yeni yeni Günyüzü görmemiş
Virüsler, hastalıklar icat ediyorlar
Hele bin yıllardır
Beyin hücrelerimize zerk ettikleri
Sözde “Bireysel Özgürlük” ağudan zehirden kurtulmak
Panzehrini üretmek için, bizim çok daha çalışmak
Emek vermek gerekir…
Senin anlayacağın kırmızı pelerinli Bal Arısı
Daha “Kırk fırın ekmeği” yememiz gerekir.
Yine de enseyi karatmamak gerekir.
“Çalışan biz, üreten biz,
Biz yaratırız hayatı ölümlerden!..”
“Yılgınlık yok, direniş var!..”
Bir gün mutlaka senle, hep beraber yok edeceğiz
Sarı pelerinli Yaban Arı’ların kökünü,
Baskı yasak zulüm ve
Sömürü düzenini…
Onlar taş çatlasa bir-bilemedin iki milyar kadar
“Biz” ise,
Altı-yedi milyar kadar halkız halk!..
Onlar “güçlüdür” Ama
“Biz” haklıyız.
Doğamızı, hayatımızı, tabiatımızı, havamızı yok ettiler.
On yıllardır.
Yakıp, yıkıp talan ettiler ormanları, ağaçları
Börtü böcekleri, akarsuları, yeşil
Ekili alanları, çevreyi, yaban hayvanları,
Yerinden, yurdundan ettiler.
Zorla göçe zorladılar, mecbur bıraktılar…
Arşa yükselen koca koca binalar yaptılar
İnsanları, halkları, ulusların
Ülkelerin arasına kilometrelerce duvar ördü,
Tel örgüler çektiler, Dünya’yı
Üstü açık hapishaneye çevirdiler
“Korkunun ecele faydası yok…”
Kırmızı pelerinli Bal Arısı,
Hanımlar, Beyler.
“Yerin yedi kat altına da girseler…”
Halka zulmeden, halk düşmanları
Halkın devrimci adaletinden kaçamazlar…
İnsan bütün bu olup bitenleri görünce
Resen kan beynine sıçrıyor, Ve
Sözcükler çıldırmış gibi
Kurşun olup işlemek yağmak istiyor
Bütün şarlatanların şah damarına…
“Keski Sirke Küpüne Zarar verir” derler
Bir avuç sömürücü haydut
para babaları,
çalışan, üreten yoksul Emekçinin
Hayatı, alınteri üzerinden gününü gün ediyorlar
“Hal vurup, harman savuruyorlar…”ken,
Birileri de
Teselliyi söz dağarcıkları arasında,
gezinerek veriyor…
“Ben bu dünyanın tekerine çomak sokayım…”
İşte burda,
Hayatın keşmekeşliği…
Bak! Baharın gelişini muştuluyor çocuklar
Ruh güzelliğiylei
Ağaçlar bile harikulade lakırdılar fısıldıyor
Arsızca esen rüzgarın kulağına….
“Ne sen bunun farkındasın” Ne de;
Acımasız hayatın ağırlığı bunun farkında
Biyolojik kimyasal atıklar
Sera gazları, egzoz, baca dumanları
Küresel ısınma, erozyona uğrayan toprak,
Kuraklık, yer kaymaları, heyelan
Yer altı, yer üstü su kaynakların yok olması
Toprağında doğanın da yok olmasını
Verimsiz kalması demek…
Dimağımızda birikmiş O
Etkisiz kelimeler bile beni zıvanadan çıkarmak üzere…
“Çıldırmamak elde değil”
“Battı balık yan gider…” demek de racona ters…
İmgeler de artık
Bir kısır döngü içinde, hapsolmuş gibi,
Kes Yapıştır-ı oynuyor…
Abidin Dino;
Çok sessizliğin resmini çiz,
Bir tek kalem, fırça darbesiyle…
Bütün küllenmiş O
Sözleri yeniden yeniden seslendirmek için
Söz dizgileri eşliğinde.
Kendince saklı kalmış bütün gizli karanlık şeyleri ifşa etmek…
Zorlama bir teoriyle betimlemeyle
Çağdaş Donkişotlarımız da yok ki
Yel değirmenleriyle savaşsın…
Bir vuruşta dünyanın altını üstüne getirsin…
Bak söylemedi deme;
Sen sen ol biraz o çenene, sözlerine hakim ol…
Hatta uzun bir zamana kadar…
Ah o zaman yok m u O zaman
Her daim en büyük düşman…
Uçuk fikirlerden, söylemlerden uzak dur!
Onların hepsi, Düzenin yitirilmiş
Birer kurbanları
Biçare gibi
Dar geliyor dünya onlara…
güneş küçük bir pencereden sızıyor
giriyor hücre(me)
Yine de bütün direnciyle kafa tutuyor
Yaşam için, Hayata.
Artık adım atacak yer, Toprak
Kalmadı gökkubbenin altında…
2024
AliBaba ARI
1 Nolu F Tipi Hapishane C-Tek-56
TEKİRDAĞ