Tutsak yazar Bülent Parmaksız'dan mektup var: "Tarihe ve haklılığımıza güveniyorum."

"Doğa anamız, teknolojinin istihdam yaratamaması, küresel ısınma/iklim değişikliği, artan işsizlik, gelir bölüşümünün giderek fecaate dönüşmesi, göçler, hegemonyanın el değiştirmesi, artan silahlanma harcamaları vs. her şey belirli sınırlara geldi dayandı. Olup biten her şey kapitalizmin çöküşünün işaretleri. Tarihe ve haklılığımıza güveniyorum. İnsanlık yeni bir yol bulacak. Buna eminim. 

Bülent Parmaksız

14.01.2026, Sincan F

Sevgili Adil,

              Öncelikle seni sevgiyle kucaklıyorum. Sağlık, mutlu ve huzurlu olmanı diliyorum. 

              Üzerinde tarih yazılı olmayan 2 adet mektubunu, aynı gün, 12 Ocak’ta aldım. Birinden Mehmet Boğatekin çizimi ile yapılan kartpostal üzerine yazılmış kısa bir mektup, diğerinden ise Kasım 2025’de yazdığın ‘Sanatın Elit Kaçışı…’ başlıklı bir yazın ve kısa bir not (mektup) çıktı. O mektubunda Ankara ve Almanya sergisini ve bir de bana Almanya’dan gönderilen selamı yazmışsın. “Selam” için çok teşekkürler. Bizim orada, “getirip-götüren sağ olsun” denir. Ben de sana öyle diyorum. Sağ ol, var ol, getirip-götüren sağ olsun. 

              (…)  

              Diyeceksin ki 2026 yılı hızlı başladı. ABD, giderek alta doğru gerilemeye başladıkça saldırganlığı arttı. Doymak bilmez bir dev iştahıyla her yana saldırıyor. Kesinlikle katılıyorum bu tespitlere, zayıflayan/kendine güveni olmayan daha saldırgandır. Bütün savaş stratejileri bunu söylüyor. Ben de öyle düşünüyorum. ABD zayıfladıkça saldırganlaşıyor. Tabii yaşanan krizi esas olarak kapitalizmin bir bunalımı olarak görüyorum. Kapitalizm tarihsel ömrünü doldurdu. Doğa, börtü-böcek dahil tüm dünya artık kapitalizmi kusuyor. Ben iyimserim. Kapitalizm çöküşte. Tabii bu esnada dünyamızı yok etmekte. Yaşanılabilir olmaktan çıkartmazsa… Fakat bizim de gelecek toplumu/sosyalizmi yeniden tariflememiz gerekiyor. Eskiyi tekrar edemeyiz. Eski/Sovyet sosyalizmi çöktü. Bir sürü güzel işler de yaptı ama çöktü. Eksiklikleri/hataları çoktu çünkü. Kuşkusuz 5 bin yıllık özel mülkiyet düzenini bir seferde, 70 yılda aşmak mümkün değil. Her şey adım adım. İlk denemeyi gördük/yaşadık. İyi veya kötü yanlarıyla Sovyet sosyalizmi tarihe mal oldu. Olumlu yanlarını ileriye taşımak, olumsuz yanlarını aşmak şart. 

              Tarih, şayet tekerrür değilse, eski/Sovyet sosyalizmini de tekrar edemeyiz. Onu yeniden ve değişen şartlara göre yeniden tanımlamak şart. Sanırım en fazla ‘özgürlük’ meselesini, kitlelerin karar alma süreçlerine dahil edilmesini, her türden yabancılaşmanın aşılmasını tartışmamız gerekiyor. 

              Teknolojideki gelişmelerin kapitalizmin ömrünü uzatacağını düşünmüyorum. Doğa anamız, teknolojinin istihdam yaratamaması, küresel ısınma/iklim değişikliği, artan işsizlik, gelir bölüşümünün giderek fecaate dönüşmesi, göçler, hegemonyanın el değiştirmesi, artan silahlanma harcamaları vs. her şey belirli sınırlara geldi dayandı. Olup biten her şey kapitalizmin çöküşünün işaretleri. Tarihe ve haklılığımıza güveniyorum. İnsanlık yeni bir yol bulacak. Buna eminim. 

              Mektubumda tabi ki Fransız sinemasına değinmemek olmaz. Ortak noktalarımızdan biri bu. TRT 2’de ‘Dünya Sineması’ndan epey film izledim. Ara ara Fransız filmleri de çıkıyor. Kaçırmıyorum. Bir ay önce iyi bir Fransız filmi oynadı. ‘Kusursuz Saray’. İzlemediysen öneririm. Sophia Marceau da vardı. Pardon; yanlış yazdım, Laetitia Casta vardı. Sanırım 1789 devriminin 200. yıl kutlamalarında -1989- gösterilen sinevizyonda yüzü ‘kullanılan’ Laetitia Casta’yı orta yaşlarında izledim. Yine de çok güzeldi. Film zaten gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılmış, benim çok hoşuma gitti. Olimpiyat açılışı (geçen yılki) programı da (Paris’te sokaklarda gösterilen program da) çok iyiydi –kimi abartılar veya aşırı kullanımlar olsa da–. Paris, her zamanki gibi yine sanatın başkenti. Kuşkusuz şu anki yönetenleri çok çapsız. Fransa tarihine/birikimlerine yakışmayan bir yönetim var. Kapitalizm değil ‘Komün’ yakışır Paris’e. 

              ‘Yeni yılın son yazısı’nı okudum (senin yazdığın). Siyaset ve sanat ilişkisine dair olanı. Emeklerine sağlık. Derdini gayet iyi anlatmışsın. Tabii bu tartışma bitmez. Ama üzerine konuşmak lazım, özellikle kimi dönemlerde. 

              ‘Bizim cenah’ta, daha doğrusu reel sosyalist ülkelerde sanata –yer yer- çok müdahale yapıldı. Resmi ideolojinin bir mesaj taşıyıcısı haline getirildi. Bunlar kuşkusuz yanlıştı. Sanat veya başkaca bir şey tabi ki ‘siyaset’in dışında değil. Ama onun mesajını taşıyan bir aparat da değil. Resmi aygıtı/resmi ideolojinin bir parçası hiç değil. Sanatı resmileştirme çabası, kimden gelirse gelsin, yanlış. Sanat/sanatçı her zaman özgün olmalı. Ve tabi ki estetik/dolayımlı/imgeli… olmalı. 

              Bitiriyorum.

              Selam ve sevgilerimle. 

Bülent PARMAKSIZ

2 Nolu F Tipi Hapishane Sincan/ANKARA

resim: Mehmet Boğatekin. Burhaniye hapishanesi