Pınar Gayıp yazdı: "İtirafçılara gerek yok, ben ETHA editörüyüm"

İşkenceyi belgelediği, tecavüz suçlarını ortaya çıkardığı, yolsuzlukları gözler önüne serdiği için gazetecilerin tutuklandığı, hedef alındığı bir ülkede yaşadıklarımız ne ilk ne de son. Keza “Alo Adalet” hattı kimler için işler tahmin etmek de zor değil. 

  • 17.03.2026

İktidarın "ehlileştiremediği" gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklama saldırıları sürüyor. Son olarak gazeteci Alican Uludağ tutsak edildi. Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek yaşadığı Ankara’dan apar topar İstanbul’a getirilen Uludağ’ın tutuklanması çiçeği burnunda Adalet Bakanı Akın Gürlek’in dağıtacağı "adalet"- ten gazetecilere düşecek payı gösterdi.

Biz de ETHA olarak yıllardır payımıza düşeni alıyoruz. Sayısız saldırıya maruz kaldık. Ajansımız defalarca basıldı; emekçilerimiz kerelerce gözaltı ve tutuklama saldırısını göğüsledi. Nedenini biliyoruz. ETHA 2010 yılında "gerçeğin peşinde, haberin içinde" mottosuyla kuruldu. Ve o günden bu yana halkın haber alma hakkını savunuyor, gerçeği haberleştirme iddiasıyla ilerliyoruz. Kalemimiz bugüne dek hep işçiden, emekçiden, köylüden, kadınlardan, LGBTİ+’lardan, doğa için mücadele edenlerden yana oldu. Özcesi ezilenlerden yana haber yapmaktan hiçbir zaman taviz vermedik. Ajansımızın bürosunun kaç kez basıldığını, emekçilerimiz için kaç kez özgürlük istediğimizi hatırlamıyorum.

 

Sansür saldırılarından da hep payımızı aldık. Ajansımızın haberlerini paylaştığı Facebook hesabımız 2 kez, X (Twitter) hesabımız ise 8 kez mahkeme kararıyla kapatıldı. Tebligat tarafımıza gönderilmedi ya da 2 haftalık yasal süre geçtikten sonra gönderildiği için itiraz hakkımız engellendi. ETHA’nın web sitesi 55 kez kapatıldı. Buna rağmen gerçekleri yazmaktan geri durmadık.

Bunları düşünürken Akın Gürlek’in "Alo Adalet" hattı kuracağını, bu sayede adaletsizliğe maruz kalanlara yardımcı olacağını, herkesin böylece adalete erişebileceğini açıkladığı haberini izledim. Malum mahpuslar her hakka erişilemiyor. Defalarca maruz kaldıklarımızı duyurmamıza rağmen bir "iyileşme" olmadı. E bizim de "Alo Adalet"e erişim hakkımız olmadığına göre sizin aracılığınızla ulaşmaya çalışacağım adalete!

ETHA emekçileri ile birlikte kaldığım ev 3 Şubat sabahına karşı basıldı. Gözaltı gerekçesi olarak İstanbul Cumhuriyet Savcısının hakkımda "silahlı örgüte üye olma" iddiasıyla başlattığı soruşturma gösterildi. İnsan silahlı örgüt deyince merak ediyor tabii ne yapmışım diye. Bu merakım hazırlanan polis fezlekesini görünce yerini önce şaşkınlığa ardından da gülmeye bıraktı.

∗∗∗

Silahlı örgüt üyeliğine gösterdikleri deliller takip ettiğim eylemler. Her birinde boynumda o meşhur kırmızı fotoğraf makinesi, elimde de not defteri.

DAİŞ’in 2015 yılında gerçekleştirdiği bombalı saldırıda 33 kişi yaşamını yitirdi. Kobane’nin yeniden inşa kampanyasını takip etmek için çıktığım yolda, mola verdiğimiz Suruç’ta düzenlenen canlı bomba saldırısında hayatta kalanlardanım. O gün en sevdiklerimin siper olması sonucu nefes alıyorken 11 yıldır yürüttüğüm adalet mücadelesi nedeniyle yargı tacizi üzerimden eksik olmuyor. Yargılandığım davaların hepsi Suruç ile ilgili anmaları takip etmek, müşteki olduğum Suruç davasının duruşmalarını izlemek... Geçtiğimiz yıllarda mahkeme önünde gazeteci arkadaşlarımla çektiğimiz fotoğraf "örgüt propagandası" sayılmıştı. Bu kez de Suruç’ta düzenlenen yürüyüşü izlemem "örgüt üyeliğine" delil yapılmış. Sınırlı sayıda kişinin katıldığı Kasım Deprem ve Osman Çiçek’in mezar anmasında çekilen fotoğraflar da dosyada yer almış. Oysa bunlara gerek yoktu! Tutsak olduğum yıllar hariç her Suruç anmasında yer aldım; bazen haberini izledim bazen 33’lerin isimlerini haykırdım. 10. yılda da Suruç’ta olduğumu gizlemedim.

∗∗∗

Gözaltında kayıplar mücadelesi bu ülkenin kapanmayan hesap defteri. En uzun erimli sivil itaatsizlik eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin sembol ismi Emine Ocak’ın cenazesini takip etmem de suç sayılmış. Fotoğraf çekip dosyaya koymakla mizansene gerek yoktu, ben Emine annenin cenaze haberini takip ettiğimi gizlemediğim gibi cenazeye katılım sağlanması için sosyal medya hesabımda çağrı yaptım. Ve o güne dair tek pişmanlığım pamuk ellerini yüzüme sürüp "Hasan’ımın arkadaşı" diye seven Emine annenin cenazesinde haber takip etmek yerine cenazede saf tutmamaktı. Ve bundan sonra da pişman olacaksam gözaltında kayıplara karşı mücadeleyi daha fazla yükseltememekten olur.

Absürtlüklerle dolu fezlekede bunlar öne çıkanlardı. 8 tanık ifadesiyle kendilerince güçlendirmek isterken bu iddiaları, gazeteciliğimi bir kez daha belgelediler. İtirafçı tanıkların ortaklaştığı ifadeler ETHA’nın editörü/sorumlusu olmam. Bunun için neden itirafçılara ihtiyaç duymuşlar anlamış değilim. Zira ETHA’nın editörü olduğum gibi yüzde 50 de ortağıyım. Yazılarım, özel haberlerim, röportajlarım ETHA editörü olarak yayımlanıyor; ETHA editörü olarak TV programlarına katılıyorum. ETHA ile ilgili resmi işlemleri yüzde 50 ortağı olarak yürütüyorum.

Tüm bunlar nedeniyle ikamet ettiğim evden gözaltına alındım. Yani yandaş medyanın iddia ettiği gibi ne kışkırtılarak yakalandım ne de adım adım takip edildim. Her vatandaş gibi sabaha karşı 04.00’te yatağımda, pijamalarımla uyuyordum.

∗∗∗

Ev baskını sırasında polisin benimle birlikte tuvalete girmek istemesine, yani bir insanın en mahrem anında izlenmeye çalışılmasına direnmek zorunda kaldım. Kadın polisin benimle beraber tuvalete girmesi, ben tuvaletteyken izlemesi gerekmiş! Birkaç saniyelik bir an için dakikalarca süren kavga, arkadan talimat veren erkek polis ve kadın polisin suratıma kapıyı çarpıp kilitlemesiyle son buldu. Aynı tartışma tuvalet sonrası üstümü değiştirmek için gittiğim odada peşimden gelen bu kez de giyinirken ısrarla izlemeye çalışan kadın polislerle sürerken, kapı önünde bekleyen erkek polisin "değiştirmesin üstünü" talimatı sonrası tamamen bitti. Sanırım görüntü alırken pijamalı halimin kamuoyunda tepki toplayacağını düşünmeleri nedeniyle hiçbir polisin gözetimi olmaksızın üstümü değiştirebildim.

Şu an izlemler sırasında bacak bacak üstüne attığımız için askerlerle kavga ettiğimiz Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazıyorum. Saçmalıklarla dolu bu fezleke ne zaman iddianameye dönüşür ya da bizi tutuklamak için çıktıkları bu yolda ilk duruşma ne zaman görülür ne kadar süren bu tutsaklık bilemem ama bugünlerde gündemimiz sürgün sevkler. 3 arkadaşımız sürgün edildi. Yazı elinize ulaştığında hâlâ Bakırköy’de olur muyum bundan da emin değilim...

İşkenceyi belgelediği, tecavüz suçlarını ortaya çıkardığı, yolsuzlukları gözler önüne serdiği için gazetecilerin tutuklandığı, hedef alındığı, katledildiği bir ülkede yaşadıklarımız ne ilk ne de son. Keza "Alo Adalet" hattı kimler için işler tahmin etmek de zor değil. ETHA editörü olarak yaşadığımız adaletsizlikleri anlatmak istedim. Çünkü kendisine "muhalif" diyen medya tarafından fotoğrafımın manşetten verilerek hedef alındığımı öğrendim. "Tetikçilerin" bile gazeteci sayılıp ancak devrimci, sosyalist basının bir türlü gazeteciliğe "layık" görülmediğine tanık olduk yine.

∗∗∗

Bunca hedef gösterilmeye rağmen ilk andan itibaren dayanışmanın sıcaklığını hissettik. Meslektaşlarımızın kalemimizi yere düşürmeyeceğine, yarım bırakmak zorunda kaldığımız haberlerimizi tamamlayacağından hiç şüphe duymadık ve yanılmadık. ETHA’yı açan, haber ve yazıları ile destek veren, bizimle beraber üreten, mektuplarını esirgemeyen, kitap göndererek duygudaşlık kuran meslektaşlarımıza, dostlarımıza teşekkürü borç bilirim.

Son söz olarak, ülke tarihinde her daim gazetecilerin hedef alındığı gerçeğinden hareketle dayanışmanın sürmesini, tutsak tüm gazeteciler için mücadele çağrısını yineliyorum.

Biat etmeyen gazetecilerin haberleri sürecek. Özgür günlerde buluşmak üzere…

Pınar GAYIP / Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

Kaynak: Birgün