31 Yıl Tutsaklığın Ardından:
Kanat Çırpışında Yankılanan Yalnızlık
Hasan Şahingöz yazdı
Son 21 yılı tek kişilik hücrede olmak üzere, hapisliğimin 31. yılındayım. Biz mahpusların delirmemesi, oyalanacak bir şeylerinin olması için olsa gerek, yeni tip hapishanelerde kafes kuşu beslemek serbest. Bu yüzden cezaevlerinin kantinlerinde, kuş kafesi, kuşyemi, gaga taşı, tünek, yuvalık vs. de satılır.
“Kafesteki” mahpusların kafeste kuş beslemesi ne ironik!
Cezaevleri aracılığıyla devlet; insanlar/mahpuslar üzerinde tam bir hakimiyet kuruyor; mahpuslar da kuşlar üzerinde…
Bu seneye kadar benim hiç kuşum olmadı. Kuş beslemeyi hiç düşünmedim. Ama, 6-7 ay önce, hücre komşum olan arkadaşım, migren rahatsızlığı nedeniyle, kendisi ilgilenemediği için, bana bir kuş verdi. Dişi bir muhabbet kuşu! İnanılmaz güzel. Tüyleri nedeniyle iri görünüyor ama bir elin içine rahatlıkla sığıyor; o kadar da küçük yani.
Kafesi hiç sevmiyor. Hele bir de kafesin kapısı kapalıysa! Hele bir de dışardan, kendi türünden bir kuşun sesini duyarsa! Kendisine zarar verecek şekilde, kafesten çıkmak için, panikle durup dinlenmeksizin kendine bir yol arıyor.
Ben kafesin kapısını hiç kapatmadım. Havalandırmada ona besleneceği, su içip banyo yapacağı, tüneyeceği, oyun oynayacağı… bir yer yaptık.
Yaz ayları onun için iyiydi. Hava aydınlanınca, hücrenin açık penceresinden çıkıyor, kendi yerine gidiyor; akşama kadar havalandırmada kalıyor, hava kararınca da içeri gelip, kafesinin üzerine konuyordu. Yem yemek, su içmek, uyumak için de kafesin içine kendi giriyordu. Ama kapısı açık da olsa, kafesin içinde ya da üzerinde, vitrindeki bir süs eşyası gibi hiç kıpırdamadan duruyordu. Neden? Yalnızlıktan. Çünkü her ne kadar insana alışsalar da, omuz üzerinde gezmeyi sevseler de, her canlı/varlık gibi, muhabbet kuşlarının asıl muhabbeti de kendi türünedir.
Kafesin içinde, tüneğinin üzerinde; vitrinde renkli, küçük, güzel bir süs eşyası gibi kıpırdamadan dururken, öyle masum, öyle savunmasız görünüyor ki; vicdanım insana dair, tüm güzel/iyi duygu ve düşüncelerim harekete geçiyor.
Atalarının, anavatanları olan Avustralya’dan, doğal ortamlarından koparılarak Türkiye’ye getirilmesini o istemedi. Türkiye’de, bir cezaevinde dünyaya gelmeyi o istemedi. Hele kaçıp gitmesin diye, kanatlarının kesilip bir kafese kapatılmayı hiç istemedi… Bu durumda, bir muhabbet kuşu, kafeste, tek başına, bir tüneğin üzerinde, durgun, üzgün ve çaresiz bir halde dururken, insan vicdanı harekete geçmesin de ne yapsın!
Çok narin olan muhabbet kuşları; kışı, karı, soğuk havaları sevmez. Bu nedenle; bahar, yaz aylarında dışarı çıkmak için kendini parçalamaya hazır muhabbet kuşları, soğuk kış günlerinde dışarı çıkmak istemezler.
Bu nedenle, havalar soğumaya, kış yaklaşmaya başladığında, dışarı çıkmak, kafeste de kalmak istemeyen bir kuşla, içerde, küçücük hücrede ne yapacağımı ciddi ciddi düşünmeye başladım. Derken, günler geçip, soğuklar artmaya başlayınca, kuşun banyodaki aynaya ilgisinin arttığını fark ettim.
12 m2lik hücremin, yaklaşık 4m2si hem tuvalet hem banyo, hem bulaşık hem de çamaşırhanedir. Lavabonun üzerinde, 40 cm’e 40 cm’lik bir ayna; aynanın hemen altında da 40 cm uzunluğunda, 10 cm genişliğinde, üzerinde diş fırçası, sabun gibi temizlik malzemelerinin bulunduğu fayanstan bir tezgah var. Tezgahın üzerini tamamen boşalttım. Kuşun tüneyebilmesi için birkaç tünek, aşağıya inip çıkabilmesi için mandallardan bir merdiven yaptım. Suluğunu ve yemliğini, oynaması için birkaç aparatla birlikte, uygun bir yere yerleştirdim. Yani yerini benimsedi. Yeni yerinde mutlu. Yeni yerinde gün boyu hareketli. Çünkü kendini yalnız hissetmiyor. Çünkü aynadaki görüntüsünü bir başka kuş zannediyor…
Kafes dışında, mevcut halinden ve yeni yerinden memnun görünse de; hiçbir canlı böylesine bir kısıtlanmışlığı hak etmiyor. Belki o bizim gibi duvarları, parmaklıkları veya hapisliği tanımlayamıyor; ama her kanat çırpışında, genlerine kazınmış olan o uçsuz buçaksız gökyüzünün ve özgürlüğün çağrısını ruhunda hissediyor.
27 Ocak 2026
Hasan ŞAHİNGÖZ
1 Nolu F Tipi Hapishane
TEKİRDAĞ