BASINA VE KAMUOYUNA
23.05.2015
Tam teşekküllü hastanelerden alınan sağlık raporları için Adli Tıp Kurumu’nun onayının aranmasının, tıbbi yeterlilik ve etik ilkeleri
açısından hiç bir karşılığı bulunmamaktadır.Hastanenin düzenlemiş olduğu ''cezaevinde yaşamını idame edemez '' niteliğindeki bir
raporun ATK tarafından incelenerek onaylanmaması, raporun üzerinde imzası bulunan tüm sağlık emekçilerinin ve bağlı oldukları kurumun
tıbbi birikim ve yeterliliklerinin sınanması anlamına gelmektedir. Oysa biliyoruz ki tıbbi alanda , kurumlar arası hiyerarşiden söz edilemez.
Ayrıca ATK' nun başkanı ve üyelerinin atama şekli göz önünde bulundurulduğunda siyasi otoriteye bağlı olarak faaliyet gösterdiği ortadadır.
Doğrudan siyasal otoritenin gücü ile şekillenen Adli Tıp Kurumu, etik ilkeleri ile çelişen birçok karara da imza atmıştır.
Derneğimize yapılan başvurular ve basına yansıyan pek çok olayda bu çelişkiyi görmek mümkündür. Herhangi bir bölge hastanesinin
yaptığı tetkik sonucu hazırladığı 'cezaevinde kalamaz' raporuna karşın ATK oy birliği ile 'cezaevinde yaşamını idame edebilir' yönünde karar
vermektedir.Burada en temel çelişki, hasta mahpus ile aylarca temas edip tetkiklerini bire bir yapan tıbbi bir kurumun, tıbbi açıdan EVET
dediği bir duruma;dosya üzerinde inceleme yapıp, birkaç dakika hasta ile temas eden ATK'nun, HAYIR demesidir.Ayrıca, Hapishanede yaşamını
tek başına idame edemeyeceği bilimsel olarak tespit edilen bir kişinin, toplum güvenliğini tehdit etmesi kriterine tabi tutulmasının mantığını
anlamak ise hayli güçtür.Yaşamını tek başına idame edemeyen bir kişinin kamu güvenliğini tehdit edebilme potansiyelinin zayıflığının yanısıra,
herhangi bir bireyin kamugüvenliğini tehdit edebilme ihtimalini değerlendirmenin bile görece bir saptamaya mahkûm olduğu açıkiktidar tarafından
üzerine kilit vurulabilecek bir konumdadır. Zira uygulamada da Adli Tıp Kurumu ve Başsavcılıklara tanınan, objektif kriterlere bağlı olmayan yetki
alanı mahpuslar için pasif ve sürece yayılmış bir ölüm infazı şekline dönüşmüştür.
İnsan hakları savunucuları olarak, hasta mahpusların hiç bir siyasi hesap yapılmaksızın, tamamen insani ve vicdani nedenlerle derhal serbest
bırakılmalarını istiyoruz. 166.F oturmasını yaptığımız bugün adli mahpus Askeri Şahin'in durumunu paylaşacağız.
1953 doğumlu Askeri Şahin yaklaşık altı yıldır hapishanededir. 2012 yılında, önce Diyarbakır Eğitim Araşyıtma Hastanesi' ne, daha sonra
Dicle Üniversitesi Hastanesi'ne götürülür. Her iki hastane de böbrek yetmezliği tanısını kor. Her iki böbreği de çalışmadığı için, düzenlenen sağlık
raporu ile haftada üç gün diyaliz tedavisine başlanır. Dört saatten fazla süren bu ağır seanslar sonrası hiç dinlendirilmeden apar topar hapishaneye
götürülmektedir. Aynı zamanda yüksek tansiyon hastası olan A.Şahin, 7 Ekim 2014 tarihinde kalp krizi geçirir. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'ne acil olarak götürülür. Damar tıkanınıklığı nedeniyle anjiyo yapılır.
Ağır sağlık sorunları nedeniyle her geçen gün durumu kötüye gitmekte olan Askeri Şahin sürekli kilo kaybetmektedir. Yaşadığı bu durumu
tüm ailesi endişe içinde izlemetedir. Son bir yıldır Diyarbakır Açık Hapishanesi'nde tutulan Askeri Şahin, cezasının bitimine bir kaç ay kalmasına
rağmen tahliye edilmemektedir. Doktorların ' hayati tehlikesi var, hapishane koşullarında kalamaz' raporu olduğu halde hala bırakılmamaktadır.
Ağabeyi Abdurrahman Şahin kardeşinin son durumunu şöyle ifade etmektedir. '' Kardeşimin iki böbreği de çalışmıyor, tansiyon ve kalp hastası
olduğu için çok zor durumda. Biz ona böbreğimizi vereceğiz ama doktorlar bu hapishane koşullarında böbrek nakli için ameliyat yapılamayacağını,
zira enfeksiyon kapma durumunda hayati riski olduğunu belirtmektedir. Her gün eriyen kardeşime böbrek nakli yapılabilmesi için biran önce serbest
bırakılmasını istiyorum''
Yaşamın kıyısına gelmekte olan Askeri Şahin ve diğer ağır hasta mahpusların bir an evvel serbest bırakılmasını istiyoruz. Onların sevdikleri ve
aileleri ile özgürce serbest bir ortamda veda etmeleri için yapılması gereken üç-beş kanun değişikliğinden ibaret olup bunu yapacak erk sahibinin de
fazla zamanını almayacaktır. 18 Mayıs pazartesi günü Erzurum Eğıtım Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitiren 75 yaşındaki hasta mahpus
Hasan Vural ve ailesine yaşatılmayan veda hakkı, vakit geçirilmeden tüm ağır hasta mahpuslara sağlanmalıdır.
Hükümete sesleniyoruz; daha ne kadar sessiz kalacaksınız? Daha ne kadar görmezden geleceksiniz? ÖLÜYORLAR!
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
HAPİSHANE KOMİSYONU
Fotoğraflar:Ömür Eğribel