Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ: Soruşturmada AKP-Erdoğan iktidarına muhalefet etmek suç sayılıyor...

Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Gazeteci Merdan Yanardağ ve Avukatı Bilgütay Hakkı Durna operasyon ve tutukluluk sürecini, bu süreçte yaşanan hukuksuzlukları Evensel gazetesine değerlendirdi.

‘Tam anlamıyla siyasi kumpas’

Hakkınızda tutuklama kararı verildi. Tutuklama kararı aşamasında size casusluk iddiasına ilişkin somut bir delil gösterildi mi?

AKP-Erdoğan iktidarının siyasal ömrünü uzatmaya çalışan çok yönlü ve çok katmanlı bir operasyonla karşı karşıyayız. Benim tutuklanmam ve TELE 1 Yayın Grubuna el konulması (Televizyon, iki haber portalı, YouTube kanalı ve sosyal medya yayınları) bu operasyonun bir parçası. Bu operasyon tam anlamıyla bir siyasal kumpas. Bu kumpasın asıl nedenleri TELE 1’in izlediği yayın çizgisi, bu yayınlarda üstlendiğim rol, gazetecilik anlayışım ve savunduğum fikirler; siyasal ve felsefi tercihlerimdir.

Amaç TELE 1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımızı susturmaya çalışmaktır. Neden TELE 1? Bence çok açık; sosyalist gazeteciler tarafından kurulan ve basın kartelleriyle rekabet edebilen tek televizyon kuruluşu olması, hedef alınmasının ve susturulmak istenmesinin temel nedenidir. Suçu hem toplumun seçkinleri hem de geniş halk kesimleri tarafından izlenmesidir. Merkez ve merkez sağda yer alan kesimler üzerinde bile etkili olmasıdır.

TELE 1 haber kanalları içinde ilk 4 televizyon içindeydi. Örneğin benim her gün yaptığım ‘18 Dakika’ ve ‘4 Soru 4 Yanıt’ programları, Türkiye’nin en çok izlenen yayınları arasındaydı. Medya ortamında iktidarın kurduğu oyunları bozduğumuz gibi oyun kurucu konumumuz vardı. Özellikle siyasal kriz, seçim dönemleri ve önemli gelişmelerde insanlar dönüp bizim ne söylediğimize bakıyorlardı.

TELE 1’i cezalarla, davalarla susturamayınca böyle bir yola başvurdular. Ağır ceza gerektiren bir suçlamayı yalan ve iftiraya dayalı şekilde kurgulayarak kanala ‘çökmeyi’ amaçladılar.

TELE 1 mali ambargoları, izleyicilerine, halka yaptığı çağrı ile aştı. Onların desteği ile reklam ambargolarını kırdık. İki kez mali soruşturma geçirdik. Bir açık ya da sorun bulamadılar.

Yönelttikleri suçlamaya ilişkin hiçbir kanıt yok. Hiçbir belge ve bilgi olmadan, bir ‘düşman hukuku’ uygulayarak önlerine gelen bambaşka bir olayı kullanarak sadece iddia ediyor ama ortaya bir delil, hayatın olağan akışına uygun, mantıklı bir gerekçe ya da açıklama koyamıyorlar. Suç icat etmeye çalışıyorlar.

Bu kumpasın bir diğer hedefi de Ekrem İmamoğlu için ‘yedek bir tutuklama’ kararı çıkarmaktır. Çünkü İBB iddianamesinden de görüldüğü gibi ‘yolsuzluk’ suçlamalarının içini dolduramadılar. Ortaya bir kanıt koyamadıkları gibi toplumsal bir destek de sağlayamadılar. CHP’nin Özgür Özel liderliğinde yürüttüğü direniş ve mücadele, iktidarın ezberini bozdu. Yani İmamoğlu İBB davasından tahliye olsa bile çıkamayacak.

Bu kumpasın asıl hedeflerinden biri de İmamoğlu’nun 830 bin oy farkıyla seçildiği 2019 yerel seçimlerini lekelemek, mümkünse iptal etmek. Saçma gibi görünen bu olasılık dosyaya bakıldığında ciddi bir hesap olarak görülüyor.

İngiliz İstihbaratının, TELE 1 üzerinden 2019 seçimlerini maniple etmiş olduğu söyleniyor. Kanıt yok. Gerekçe olarak TELE 1 yayınlarını gösteriyorlar. Güya Hüseyin Gün, Necati Özkan’a belediyenin elindeki İstanbullu seçmen listeleri üzerinde çalışma yapacak bir yazılım programı satmış. Bu da doğru değil. Yine güya bu veri tabanı üzerinden yönlendirme yaparak seçim sonuçlarını değiştirmişler. Bunun da kanıtı yok. Hüseyin Gün, ‘etkin pişmanlık’ tan yararlanmak için verdiği ifadede ‘casus’ olduğunu kabul etmiyor. Dahası kimseyi yani ne beni ne İmamoğlu’nu ne de Necati Özkan’ı casuslukla suçluyor.

Soruşturmada AKP-Erdoğan iktidarına karşı muhalefet yürütmek ‘suç’ sayılıyor. Siyaset yapmak kriminalize ediliyor.

‘Bugün en önemli tehdit İslamcı-faşist diktatörlük girişimi’

Neden bugün böyle bir operasyona ihtiyaç duyuldu sizce?

Erdoğan-AKP iktidarının tarihsel ve siyasal ömrü tükendi. Ancak siyasal ömrünü uzatmak için hukuku, Anayasa ve yasalar dahil askıya alarak geniş çaplı bir saldırı başlattılar. 23 yılda cumhuriyetin kurumlarını imha edip ilerici kazanımlarını tasfiye etmelerine karşın kendi rejimlerini tam anlamıyla kuramadılar. Kendi rejimlerini geri dönüş eşiğini aşarak, tarihsel bakımdan garantiye alacak şekilde tamamlamak istiyorlar.

Bu amaçla iki hamle yaptılar. Birincisi İmralı üzerinden yeni bir ‘çözüm süreci’ başlatarak Kürt siyasal hareketini demokratik muhalefet blokundan koparmaya çalışıyorlar. Bu bağlamda, Kürt siyasal hareketini Cumhur İttifakına almak gibi bir niyetleri olsa da bunun zorluğunu görüyor ve bu nedenle tıpkı 12 Eylül 2010 referandumunda olduğu gibi bir ‘üçüncü yol’ retoriği üzerinden tarafsızlaştırmaya nötr bir konuma çekmeye çalışıyorlar. Demokratik muhalefet bloku açısından asıl tehlike de budur.

İkincisi; cumhuriyetten geriye kalan tek kurum olan ve bir direniş çizgisi izleyen CHP’yi etkisizleştirmek. CHP’nin kapatılmak istenmesinin de kayyım atama hesaplarının da belediyelere yönelik operasyonlar ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının da nedeni budur.

MHP destekli Erdoğan iktidarı iki dönem daha istiyor. Rejim değişikliğini tamamlayıp kendi düzenlerini tam anlamıyla kuramadıkları için çok korkuyorlar. Tarihin trenini kaçırmak endişesi iktidarı daha saldırgan ve baskıcı yapıyor. Siyasal şiddet 2026’da daha da artacaktır. Korku; baskı ve şiddeti besliyor. Değilse 16 belediye başkanı dahil 105 CHP’linin tutuklanması, 400 kişilik toplu dava, gazetecilerin susturulmak istenmesi, TELE 1’e yönelik kumpas, başka türlü açıklanamaz.

Ancak başarılı olamayacaklar. Çünkü paradoksal olarak gücünün zirvesinde olduğunu sanan iktidar, aslında tarihinin en zayıf dönemini yaşıyor. Bu durum aynı zamanda tehlikeyi de arttırıyor. Bu tehdit İslamcı-faşist bir diktatörlük girişimidir.

Bugün en önemli tarihsel, toplumsal ve demokratik görev yakın ve vahim tehlikeyi önlemek, ülkemizin İslamcı-faşist bir diktatörlüğe sürüklenmesini engellemektir. Toplum iktidara ve zorbalığa teslim olmadı. Onları örgütsüz ve öndersiz bırakmamak bu ülkenin solunun ve yurtseverlerinin görevidir. Demokratik muhalefet blokunu oluşturmalı ve korumalıyız. Emek eksenli bir program ve mücadele perspektifi ile bütün demokratik ve cumhuriyetçi güçleri birleştirmeliyiz. Kürt hareketinin demokratik muhalefet alanından koparılması, mutlaka önlenmelidir. Siyasal İslamcı ve faşist bir iktidardan adil, demokratik ve onurlu bir çözüm çıkmaz. Türkiye’nin ilerici güçlerine bir tuzak kurulduğu görülmelidir.

‘Aramızdaki ilişki izleyici-okur diyaloğu şeklindeydi’

Hüseyin Gün’le nasıl tanıştınız?

Yaklaşık 5 yıl önce TELE 1’e destek çağrısı yaptık. CHP’li ve yaşlı bir kadın olan Seher Alaçam TELE 1 destekçisi oldu. Binlerce yurttaşımız gibi o da ufak miktarda destek verdi. Kendisi zaman zaman kanala uğrardı. Hüseyin Gün’ü onun oğlu olarak tanıdım. 4-5 kez ancak karşılaşmışızdır. CHP eksenli gündeme ilişkin konularda kısa mesaj atar ben de kısa nezaket yanıtları verirdim. Bütün ilişkimiz bir televizyon yayıncısı ve gazeteci ile izleyici-okur diyaloğu şeklindeydi. Hüseyin Gün de ifadesinde aynen böyle anlatıyor. İfadelerimizi birbirimizden habersiz verdik.

Gün, 2019 seçimlerinden önce Necati Özkan ile bir sosyal medya analiz ve raporlama programı için görüşüyor. Necati Özkan ile birkaç toplantı yapıyor ve arada yazışıyorlar ancak sonuçta fiyatta anlaşamadıkları için olmuyor ve irtibat kesiliyor. Necati Özkan tümüyle yasal bir iş görüşmesi olan bu diyalog sırasında önerilen yazılıma/sosyal medya programına da güvenmiyor. İkna olmadığı için bağı kesiyor. Hüseyin Gün de ifadesinde bunu doğruluyor.

Gün, Ekrem İmamoğlu’na manevi annesi Seher Akçam ile seçimden sonra tebrik ziyaretine gidiyor ve 10 dakika kadar görüşüyorlar, bir hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. O kadar.

2022 temmuzda Seher Hanım kalp krizi geçirip vefat etti. Hüseyin Gün ile bir iki taziye diyaloğundan sonra bir daha görüşmedik, bağımız koptu.

Beşinci sınıf bir kumpas. Ortada sahte delil bile yok, olayı kullanabileceklerini düşünerek harekete geçiyorlar. Olay bundan ibarettir. Bir ABD projesi olarak kurulup iktidara getirilenler, bu ülkenin yurtseverlerini ve solcularını casuslukla suçluyorlar. Boyun eğmeyeceğiz. 

‘Suçlama hukuki ve siyasal açıdan kabul edilemez’

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın Avukatı Bilgütay Hakkı Durna da soruşturma sürecine dair detayları ve bu süreçteki hukuksuzlukları gazetemize aktardı…

Gözaltı ve tutuklama sürecinde usule aykırı durumlar nedir ve tutuklama hangi somut delillere dayandırılıyor? Bu deliller tutuklama için yeterli ve ölçülü mü?

Merdan Yanardağ; gazeteci ve politik kimliği nedeniyle hakkında çok sayıda soruşturma yürütülmüş, yargılanmış bir kişidir. Ev baskını ile gözaltına alınması, hukuki zorunluluktan ziyade bir tercih sonucudur.

Tutuklama sürecine ilişkin usule aykırılıklar da son derece fazla. Sulh ceza hakimliğinin kararında “Somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu” şeklinde genel bir ifadeyle yetinildiği görülmektedir. Ancak bu kararda somut olaylara ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamış, dosyaya özgü bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Kanunda yer alan soyut kavramların tekrar edilmesiyle yetinilmiş; hangi delilin, nasıl bir kuvvetli şüphe oluşturduğu ortaya konulmamıştır. Bu durum, adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir.

Kaldı ki suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı dahi tutuklama için yeterli değildir. Bunun yanında kaçma şüphesi ya da delillerin karartılması olasılığı gibi tutuklama nedenlerinin de somut olarak ortaya konulması gerekir. Dosyada karartılabilecek herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Bu koşullar altında verilen tutuklama kararının hem hukuki dayanağı hem de ölçülülüğü bulunmamaktadır.

Casusluk gibi ağır bir suçlama yorumlara dayanıyor. Bu hukukun güvenilirliğini tehlikeye atmaz mı?

Eğer hukuk devleti diye bir şeyden söz edeceksek, hukuki güvenlik ve belirlilik, bu devletin önde gelen ilkelerinden değil, ön koşullarındandır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini ve devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını zorunlu kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare bakımından herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesini ifade eder.

Bu tanımlamalar, sorunuzun cevabını açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle casusluk gibi istisnai, dar yorumlanması gereken ve ağır yaptırımlar içeren suç tiplerinde, ceza hukukunun temel ilkeleri daha da hayati hale gelir. Suçta ve cezada kanunilik ile şüpheden sanık yararlanır ilkeleri, bu tür suçlamalarda yorum yoluyla değil, açık ve somut delillerle hareket edilmesini zorunlu kılar.

Merdan Yanardağ, sol ve sosyalist bir dünya görüşüne sahip, yurtsever ve aydınlanmacı bir kimlikle gazetecilik mesleğini icra eden bir isim olarak tanınmaktadır. Yazıları, kitapları ve programları bu çizgide şekillenmiştir. Tüm meslek hayatı boyunca emperyalizme ve siyonizme karşı açık bir duruş sergilemiştir. TELE 1 TV’nin yayın çizgisi de bu doğrultudadır. Bu nedenle kendisine yöneltilen “casusluk” suçlaması hem hukuki hem de siyasal açıdan kabul edilemez niteliktedir.

“Tutuklama TELE 1’e el koyabilmek içindi” yorumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Merdan Yanardağ’ın gözaltına alındığı gün alelacele alınmış bir karar söz konusu. O kadar acele alınmış ki, karar ciddi maddi hatalar da içermekte olup, bu hatalar giderilmesi güç, hatta olanaksız sonuç doğuran işlemlere yol açmış durumda. Kanala TMSF’nin kayyım atanması kararı CMK 133/1 ve CMK 133/4-8 maddeleri doğrultusunda verilmiştir. Ancak CMK 133/4-8 maddesi “Silahlı örgüt veya bu örgütlere silah sağlama” hükmünü taşımakta olup, bu maddenin yürütülen soruşturma ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Suç ithamı “siyasi casusluk” olduğundan dolayı, CMK 133/4-9 maddesine dayanılmalı idi. Ama bu maddeye dayanıldığında da TMSF kayyım olarak atanamamaktadır. Bu durumun “basit” bir özensizlik olduğu söylenemez.

Merdan Yanardağ Silivri 9 No’lu Cezaevinde tutuluyor. Koşulları nasıl?

Cezaevinde olmanın, özgürlüğünden mahrum olmanın kendisi tek başına olumsuz bir durum. Ama bunun dışında koşullarında olumsuz bir durum yok. Çok sayıda ziyaretçisi oluyor. Günleri onlarla görüşme ile geçiyor. Televizyon kanallarından ve gazetelerden ülke ve dünya gündemini takip ediyor. Bunların yanında, her zaman olduğu gibi bol bol okuyor, yazıyor, üretmeye devam ediyor. Sağlığı ve morali yerinde.

Bu davanın basın özgürlüğüne olası etkileri neler?

Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasından itibaren gazeteci örgütlerinin, bağımsız gazetecilerin ve toplumun farklı kesimlerinden gelen dayanışma, bu davanın yalnızca bir kişiyle sınırlı olmadığını göstermiştir. Bu dayanışma son derece değerlidir. Çünkü bu ve benzeri davalar, basın özgürlüğünü daraltmanın ötesinde toplumun gerçeğe ulaşma kanallarını da tıkamaktadır. Ama, bir yandan baskı derinleştirilmek istenirken aynı zamanda karşısında büyüyen bir toplumsal ve siyasal bilinç de yaratmaktadır.

Ortaya konulan dayanışma, tüm baskılara rağmen gerçek gazeteciliğin ve hakikat arayışının bu topraklardan kolayca sökülüp atılamayacağını göstermektedir.

Kaynak: Evrensel