"Hapishanelerde yazmak ve okumak büyük suç... Yazılara mektuplara gereksiz el konuluyor, uğraşıyoruz.”

“Yazı ve şiirin sergiye yetişmemesine üzüldüm.. Ama elinize geçmesi önemli, hapishanelerde yazmak ve okumak büyük suç, son dönem habire Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli başvurularda bulunuyoruz… Yazılara mektuplara gereksiz el konuluyor, uğraşıyoruz.”

Özlem AYDIN. Gebze Kadın Hapishanesi. Gebze/KOCAELİ

 

Sevgili Dost Merhaba!

              Sana misafir olmuşken şu hayata dair çok fazla anlam yüklediğim, bahar dalını getirmeden edemezdim. Bahar dalları zamanın izini taşırlarmış, “zaman ve insan o izin özü” derdi babaannem, sanırım bundan dolayıdır ki yıllar yılı o izin özünü aradım: hayatın, dostluğun, acının, sevincin yani somuta dair ne varsa aradım, hâlâ da bu arayış sürüyor. 

              Hiç unutmam ölüm orucunda iken anam “Özam ben doğurduğum ve büyüttüğümü tanırım ve yapacağını, edeceğini de gülerek yapıp bana müsaade diyerek gideceğini, ee peki kızım giderken anan senin için son defa ne etsin?” Aklıma ilk gelendi “bahar dalı ya da dalları getir anacağım.”. Gözlerinden akan yaşlara tanık olmak iç acıtıcıydı, ama gerçeğin ve geleceğimin dili babaannemle sohbetimizi duymasını, büyürken, ölüme ağır ağır giderken hâlâ o izi arıyor oluşum onu çok çok mutlu etmişti. İstedim ki senin de izini taşısınlar diyar diyar. 

              Gerçeğin acı özüyle bütünsel yaşamlarımız-kaybettiklerimiz ve kaybetmeye devam ettiğimiz kardeşlerimizin özü, sözü solmayan soluklarından ibaretiz. Deprem doğasıl özüyle suçlu değilken, kendi doğası gereği davranırken, esasen bize mezar yapan bu sistem gerçeğinin yarattığı yıkımlar, yarım kalmışlıklar vd. vd’sı…

              Sen de Antakya’da yakınlarını kaybetmişsin, acıları kalbimizin üzerinde, akraba olmak olmamak meselesi değil, hepimiz aynı canın acısını yaşıyoruz. Tanımanın ötesinde bir şeydir. Sen de bilirsin biz Nazım’ın insanlarıyız, “yüzünü görmediğimiz insanlar için” hayatı anlamlandırırız… Ne diyeyim acı ve hüznün bizi boğduğu zamanlardı –yemenin, içmenin, sıcağın zulüm gibi geldiği, tüm bunlardan dolayı utanç duyduğumuz zamanlar-, yaşadığın acının acımız olduğunu zaten biliyorsun. 

              Neredeyse “af” ile depremde katilimiz olanları çıkaracaklardı, halkın öfkesine çarpıp vazgeçtiler… Şekilsel hapishaneye koyulanlar bile, iki güne dışarda olacaklardı, neyse örgütlü öfkenin hayranıyım. 

              Halkın öfkesinden korkuyorlar. Sonuçta başarı kaçınılmaz… Acıları yeniden deşmeyeyim, senin rahatsızlandığını ve ameliyat olduğunu mektuptan öğrendik. Çok geçmiş olsun -sahiden canımız sıkıldı- lütfen kendine, kendinize dikkat edin. Bakarsınız yeni yılda bizler geliriz, o zamana kadar kendinize dikkat edin lütfen… Bak geliriz deyince gülüyoruz da, “gene umut tacirliği yaptım” diyorum da ondan… 

              Değerli Dost, eşinin, kızının çok iyi olduğunu düşünmek istiyorum. Sonsuz sevgi saygılarımı iletiyorum. Hepinizin yeni yılını kutluyorum. Bu yeni yılın ezilen, yok ve hiçe sayılan milyonların örgütlü öfkesine dönüşmesini isterim… Size yeni yılda takmanız için minik eldivenciği gönderiyorum:) Dilerim beğenirsin… Öykü’ye kesin olur:) Size ara ara yazmaya devam edeceğim… Yazı ve şiirin sergiye yetişmemesine üzüldüm.. Ama elinize geçmesi önemli, hapishanelerde yazmak ve okumak büyük suç, son dönem habire Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli başvurularda bulunuyoruz… Yazılara mektuplara gereksiz el konuluyor, uğraşıyoruz. Sevgili dost, şimdilik noktalıyorum, yeniden geçmiş olsun. Kendine-kendinize iyi bakın lütfen. Sevgi saygı özlemle kalın. 

 

Özlem AYDIN

Gebze Kadın Hapishanesi

Gebze/KOCAELİ