Hapishane Edebiyatı

"FİRARİ YAZILAR- İÇERİDEKİ YAZARLARLA SÖYLEŞİLER" ÇOK YAKINDA YAYINLANIYOR

Görülmüştür Kolektifi'nden Adil Okay ile tutsak doktor Ayhan Kavak'ın bir yıldır süren çalışması -Gültan Kışanak'ın, Leyla Atabay'ın, Selahattin Demirtaş'ın ve 38 mahpus yazar ve şairin katkısıyla- nihayet sonuçlandı. Firari yazılar adlı kitap klaros yayınlarından çıkıyor.

iletişim:

[email protected]

veya

[email protected]

l

***

Arka kapaktan bir bölüm:

DELİ GÜCÜ

 

            Yatakta uzanmış okuduğu kitaba ilk sayfasından itibaren hayran olmuştu. Satırlardaki malzemeden çalınmamış, hatta daha cömert olunamayacağını kanıtlamak istercesine kullanılan küfürler çok hoşuna gitmişti. O da dolmuştu son limitine kadar. Kitaptaki kahraman rahatlığını kıskanarak arkadaşlarına, selam verene-vermeyene, alana-almayana, herkese sövmek istiyordu. “Ne küfrediyorsun” diyene tüm literatürdekileri sıralamak ve “daha ister misin” der gibi sırıtmak ne güzel olurdu.

Ekmeğin Bedeli

 

Buğday ve suydu

Şimdiye dek ekmek

Oysa kaç kurşun sıkıldı,

Kan bulaştı

Ona ulaşmak isteyen çocuklara

En şanslısı sıcacık, mis kokusuyla

Isırırken koca koca

Berkin koşarak, kahkahalarıyla

İçinden geçti.

Arkasından iki fırıncı arkadaşı

Buğday ve suyu bulaştıracakken

Ekmek daha da ağırlaştı.

Gözyaşları, ağıtlar

Kurşunlara ve kana karıştı.

Cizre’nin sokaklarında

Vurulurken çocuklar

Ekmek

Buğday ve su olmayı

Çoktan bıraktı.

UMUT ÇIĞLIĞI

 

Saat kör geceyi vururken,

Hüzünlü bir şarkı yuvalanır dilden öteye.

Açılır şimdi mazilerin vanası aheste aheste.

Ne kadar güzeldi dağların eteğinde dinlediğim kaval sesi.

Ovaların yeşilimsi halısında, kokladığım papatyalar,

Peki ya ay ışığında koştuğum sokaklar

Arşı yaran körpe türkülerim…

Katre katre dökülür suskun gözlere

Özlem nedir? Sıla nedir? Hasret nedir?

Zindan kördür, gecesini şiir aydınlatır

Dökülür işte birkaç dert u cefa

Ne yazık ki işitmez zebani duvarlar

Adnan Öztel Şiirleri: "ZİNDANLARDAN HAYKIRAN ŞİİRSEL ESTETİK"

 

“Şiirin duyarlıklarından

soylu tatlar alabilen insan,

gerçek bir şairdir.”[1]

 

Berrin Taş, “Düş gücü dünyanın seslerini dört duvar arasında çoğaltıyor,” diye betimliyor Onun şiirini…

“O da kim” mi?

Adı Adnan Öztel; çok uzun süredir - yıllardır diyelim!-; Tekirdağ 1. Nolu F Tipi Hapishane’sinde (C-96) “Estetik”e[2] kafa yoranlardan…

27 yıldır tutsak olan Çomak'tan yeni bir kitap

KARINCA YUVASINI DAĞITMAMAK 
 
27 yıldır cezaevinde bulunan şair İlhan Sami Çomak'ın yeni otobiyografik kitabı çıktı. 
 
 
Şair ve yazar İlhan Sami Çomak'ın çocukluğunu, tutuklanma hikâyesini ve cezaevi yıllarını anlatışının yanı sıra şiirini, şiirinin arkasında yatanları, hayata bakışını ve bir ömür süren adalet arayışını da anlattığı ‘Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ isimli otobiyografisi İletişim Yayınları’ndan çıktı. 
 

25 Yıldır tutsak olan Hakkı Ay'dan şiir

Hakkı AY

1 No’lu Y.G.K Ceza İnfaz Kurumu   Sol –C/2 Odası - ELAZIĞ

 

EŞKAL

 

Bir yar sevdim, anlatamam.

Buğday saçlı,

gül yanaklı,

yosun gözlü…

 

Bir zalimin eline düşmüş,

her günü işkence, işgal…

Saplantılı bir sabrı var; taşı çatlatır orta yerinden.

İki de çocuğu var ki: nur topu…

 

Biri hırçın, hışmına dağ dayanmaz.

Diğeri ağır başlı,

derin…

derin…

 

Bir yar sevdim, endamına adaklar verile.

Gül memeleri var, yamaçları kar beyazı.

Gözlerimdeki damla

 

GÖZLERİMDEKİ DAMLAM

 

Ne zaman güneşe baksam

gülüşüne takılıp,

gözlerini düşünüyorum

Gamzelerinde kuruyorum gökyüzümü.

Yıldızlara adını veriyorum

adınla parlıyor Dünyam.

 

Kuşların kanadına bağlıyorum

sana olan sevgimi.

Gözkyüzü sevgine bulaşıyor

Yönünü sana veren rüzgar

özlemini taşıyor.

Güzelliğini senden alan

ülkemin özlemiyle

sayıyorum saniyeleri.

Sana olan sevgimi

şairin kalemiyle yazıyorum

şiirim oluyorsun

seni okuyorum.

25 Yıldır Tutsak olan Hasan Polat'ın yeni kitabı "Halden hale kelimeler"

Tanıtım yazısı:

"25 yıl. Dile kolay. Kesintisiz 25 yıllık mahpus. Devrim ve sosyalizm için bedel 
ödeyenlerimizden.

Hasan Polat, birçok dergi, gazete ve haber sitelerine yazdığı makalelerden oluşan birikimini Halden Hale Kelimelerde 
derledi toparladı. 

Bize düşen ise onu yayınlamak ve okuyucuyla buluşturmak. Bir an özgürlüğüne kavuşması dileğiyle. 

SAİT GABARİ’NİN GÖZLERİ VE MÜZİK

Bin yılların dengbêj geleneğinde pişerek günümüz müzik dünyasında yeri doldurulamayacak Ozan Sait Gabari’nin bestelediği ve dokunaklı sesiyle dile getirdiği yüzlerce şarkısı vardır. Gerek Kürtçe icra edenlerce gerekse de müziğinin intihal edilip orijinal sözlerinin yerine anlamsız sözcükler uydurarak Türkçeye çevrilmiş birçok eseri bulunmaktadır. Saddam döneminde derdest edilerek ağır işkencelerden geçen Sait Gabari’nin önüne iki seçenek konulur. Ya kör edilecek ya da dili kesilecektir. Seçim senin derler ona. Gözlerini alabileceklerini söyler işkencecilere.

Tokat hapishanesinde yazılan bir öykü: "YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI"

YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI...

            “Ben bir yaprağım. Hangi ağacın yaprağı olduğum önemli değil. Bir bahar sabahı ait olduğum ağacın tomurcuğa durmasıyla yeşermeye başladım. Ağacım yağmurla beslenirken, ben damarlarından bana ulaşan hayatla yeşeririm. Dalımda açar, acele etmeden büyürüm. Büyüdükçe, kış boyunca kurumuş, çöle dönmüş ağacımda hayat yeniden başlar. Rengim hayatla özdeştir. Ağacı büyüleyici kılan ben ve kardeşlerim bir de gölgemizde büyüyen ağacımızın meyvesidir.”

Yaşamı Adamak

"Ben demekten sıyrılıp da geldim. Gönlümü dağlardan esen meltemlere açtım. Biliyorum ki zor olan güzel olandır. Zor olan geleceği kurandır. Zoru başarırsan hakikate varılır. Hakikate ancak aşkla uzanılır. Dünyanın sahte güzelliklerini geçtim, yalandan aşkları zor da olsa aştım. Şimdi hakikatin durağındayım. Bu yolda canım yandı, içim acıdı, çok kanadım ama kendimi buldum. Kendimi bildiğimde aşkla yol aldım ve hakikatle bir oldum."

 

YAŞAMI ADAMAK…. Ergin Doğru

Tutsak yazar Adnan Öztel'den şiirler. " "YARALI BİR ASMA KÜTÜĞÜ I- II"

Kitap hakkkında bilgi:

Adnan Öztel’in insana seslenişi tek yönlü uçuk kaçık bir sesleniş değil. Birikimin yoğunluğundan damıtıyor yaratıcılığını. Adnan Öztel’in seslenişi direnmeyi yaşam biçimi bellemiş bir insanın, bir yaratıcı insanın konuşmasıdır. Onun konuşması dağlara, ırmaklara, ovalara yayılan bir çığlığın sözcüklere dökülmesidir. İlgi alanı geniş. Estetik, felsefe, şiir… daha ne olsun.

İnsancıl Yayınları

Burhaniye hapishanesinden koronavirüse bakış

KORONAVİRÜS

Hayat eve sığmaz,

Çık sokağa…

Tecrit etme kendini,

Gelme oyuna…

 

Sosyal mesafe de neymiş,

Yaklaş komşuna,

İş arkadaşlarına,

Kardeşine, yoldaşına…

 

Sıklaştır saflarını,

Birleş, örgütlen, iste hakkını,

Koronavirüsten daha tehlikeli,

Asalak buruvazi

         

MUSTAFA GÖK

BURHANİYE T TİPİ HAPİSHANE

 

Kaynak: Sibel Özbudun -Temel Demirer

ASMA KÜSMÜŞ

 

-Asma küsmüş!

-Ne asması, ne küsmesi abla?

Meral gülümsedi, Hüsam’ın gösterdiği tepkiyi ve içine düştüğü şaşkınlığı önemsemeden devam etti.

-Bugünlerde bir sıkıntın, derdin var mı?

-Abla ne diyorsun? Burası cezaevi, stres, sıkıntı günlük işlerden.

-Yok öyle günübirlik olan değil, daha derinden olan bir şeyden bahsediyorum. Ruhunu yaralayan, kalbini sıkıştıran, ışığını söndüren cinsten! Karamsarlık kötümserlik var mı? Bak varsa söyle!

ÖZGÜRLÜK ZAMANI: "YA STAR - Tanrıça uyandı" adlı roman hakkında

Yazar Alihan DEMİR ’in Sis Yayınları’ndan çıkan romanı, moderniteye dair uzun bir eleştiri diye nitelendirebilir. Karşılaştığım ve okuduğum tek kitabı yine de bir değerlendirme yapacak olursam: YA STAR! Bir çığlık, bir tanrıçanın iç dökümü… Bir kadının çaresizliğinden, çare yaratan yürüyüş anlatısı. Zamane insanının, kadın şahsında kendini; tarihin başlangıcı sayılan Sümer’de Tanrıça İştar kimliğinde bulma arayışı. Özgürlük haykırışı!

Aren’e Masallar (3) - ÇOCUKLAR ÜLKESİ

 

 

Ülkenin birinde bir hükümdar yaşarmış. Bu hükümdar ülkesini kötü ve zalimce yönetirmiş. Sadece kendi ülkesini değil etrafında bulunan diğer ülkelere de zarar vermek istiyormuş.

İçerisinde bulunduğu zenginlik onu daha da kötü yapıyormuş. Kendinden başka hiç kimseyi düşünmüyor ve herkese zalimce davranıyormuş.

Bu hükümdarın komşu ülkelerinden biri de Çocuklar Ülkesi’ymiş. Bu ülke zalim hükümdarın aksine, sevgiyle, hoşgörüyle bir yaşam sürerlermiş. Bu Çocuklar Ülkesi’nde hükümdarlık ya da zorbalara yer yokmuş.

BİR RESİM İKİ HAYAT

 

 

Yıldızlarla bezeli, lacivert örtüsüne bürünmüştü gökyüzü. Birkaç sokak lambasının aydınlığında çıkacaktı yola.

            Öncesinde kapının eşiğine bir süre önce asmış olduğu çizime takıldı gözleri. Yüreğinde gökyüzünün derinliğini hissedebilenler, yıldızların yürek atışındaki pırpırlığını görebilenler, çizimin anlamını kavrayabiliyorlardı. Neyse ki sevmediklerinin sorularına yarım ağızdı cevapları. Olmadık sorular soruyorlardı nihayetinde. Ve onlar; yüreği fesatlıklarla, hainliklerle dolmuş olanlardı.