Hapishane Edebiyatı

30 yıldır tutsak olan Resul Baltacı'dan gelen şiir

 

GÖK YÜZÜN

 

Gök yüzün gülüyor

Ey hasretim

Işık dalgaların

Irmakların öpüyor

Nazik kollarında

 

Acı içinde kanayan

Kalbin nur aşkına gebe

Kent, orman ve zozanların

Saçların isyan halinde

 

Dağ gölgelerinde

Uyanan şahin ve kartal

Yürekli çocukların

Müjdeden müjdeye

Koşuyorlar…

 

Bakışların gün gibi

parlıyor yıldızlı gülüşümüz

Derin vadilerden gelen sesin

Durmadan söylenen türkü bana

 

Her ezgilerin bal tadında

EBEM KUŞAĞI

 

Geceyi pusatlayanlar

Ellerinde taşıdıkları

Meşale olmuş yürekleriyle

Geliyorlar.

İsteyene

Bir tutam ateş

Bir çakım ışık

Bir dünya aşk

sunuyorlar

Canlarını verdikleri gibi.

Geceyle pusatlananlar

Yıldız yalımından yaldızlarla

Yol almaktalar

Alınları açık

Ufka kitlenmiş bakışlarla

Yağmur altındalar

Göğün ışıkları

Göz bebeklerinde yanana değin.

Sonrası rengarenk ebemkuşağı…

 

AYHAN KAVAK

Siverek 1 Bolu T Tipi Hapishanesi

"Şair uçurumlar geçirtir..."

ŞAİR UÇURUMLAR GEÇİRTİR

                Şairlerin ruhundaki sezgi çağlayanı, kelimelere büyülü ezgiler giydirerek onları ritmik dalgalara yükler.

                Kelimelerin en tutkuyla sevdiği sihirdir şiir.

                Her şairin en sevdiği şeydir kelimelerle oynamak.

                Büyük şairler, uçurumlara gerdikleri ölümsüz anlamların ipinden gözleri bağlı geçerler.

HAPİSHANEDE

 

Hapishanede,

beton duvarlar, demir kapı

ve demir parmaklıklar olabilir

seni kuşatan;

 

ama unutma!

pencerenin önünde,

üstelik bir poşetin içinde,

boy verebilir yeşil bir soğan.

 

Topraktan biter gibi,

güneşe güler gibi,

açıp yapraklarını, hayatı kucaklar gibi,

betonda da boy verebilir

çayır çimen ve bir papatya.

 

Gagalarında renk renk çiçeklerle,

Sabah akşam dillerinde türkülerle

senin pencereni,

her yıl yuvaya dönüştürebilir

BÜNYAN HAPİSHANESİNDE YAZILAN İKİ ŞİİR: BEN BİR EZİDİYİM - BARIŞ YEMİNLERİ YAZARIM

 

29.12.2021

BEN BİR EZİDİYİM

 

Ezidiyim,

Şengalde bir dilin çığlığıyım

Katile haykırış savuran,

bir kadının çocuğuyum.

Göçüm, yabancı şaşkın insanlara.

İnancım vatanımdan uzak,

bir savaşta parçalanıyor.

 

İnsanlık önünde,

kadınlara ölümden beter pazar kurulmuş.

Çocukların tenlerine yapışan

ana göz yaşı var,

Kaynıyor yer gök sinemde.

 

Dünyanın bir filmi değilim,

Kirli eller altında esaretim dünyaya.

Cesetler üstünde uykuluyum,

Cezaevinden cezaevi edebiyatı eleştirisi: Anlamın varlığını hissetmek

Cezaevinde çıkan üç ayrı edebiyat kitabını, yine cezaevinde olan edebiyat eleştirmeni Murat Çetinkaya inceledi. Bu açıdan ilk kitap olan “Edebiyatın Düşsel Kaçışı”, dört duvar arasındaki düşünsel üretimin sınırlarının ne kadar zorlanabileceğini gösteriyor.

DUVAR YAZISI, EDEBİYAT KAYINTISI II

"Kanımca kendini 19. yüzyıl romanlarına yakın hissedenler küçücük bir mekana sıkıştırılan tutsaklar olmaktadır. Okurken klasiklerde aldıkları tat ve hazı günümüz romanlarından alamamaktalar. Hapishane koşullarının türlü dayatımları karşısında dezavantajlı konumdaki tutsaklar, görsellikle sınırlı etkileşim içerisindeler. Haliyle dışarıdaki gibi olmamakta; dikkatin dağılmaması ve bilincin parçalanmamasının gerektirdiği bir mekanda yaşar kılınmışlardır. Bu yüzden 19. yüzyılın romanlarının karmaşık olay örgüsü, çoklu belirginleşmiş karakterler, kurgu ve hikaye ihtiva etme vd.

Tek kişilik hücrede yazılan bir kitap: FELSEFE NEDİR, NE DEĞİLDİR?

28 Yıldır hapishanede olan, tek kişilik hücrede tutulan, 10 yıldır Ümüş Eylül adlı hapishane dergisinin editörlüğünü yapan Hasan Şahingöz'ün yeni kitabı yayınlandı. Künye: Hasan Şahingöz, Felsefe nedir, ne değildir?, Kora yayınları, İstanbul, Aralık 2021. iletişim: Hasan Şahingöz, 1 No'lu F Tipi hapishane. Tekirdağ

Felsefe Nedir Ne Değildir? Kitap Açıklaması

Bolu Hapishanesinde kalan Zana Mazak'tan şiirler

BAZEN

Bazen öyle bir acır ki için

ne yapacağını bilemezsin

bir yanın volkan gibi patlamak ister,

öbür yanın yedi kat yeryüzü olup

üstüne çöker

***

TELAŞE

Su gibi akıp gidiyor zaman

bir deli küheylan gibi koşuyoruz ardından

hep bir telaş hep bir karmaşa

ne kendimizden bir şey anlıyoruz

ne hayattan

***

SEVMEK

Peygamber sözüdür bu,

aynı zamanda Allah’ın emri

“Benim sizi sevdiğim gibi

siz de birbirinizi sevin”*

*Hz. İsa

***

DOST

DUVAR YAZISI, EDEBİYAT KAYINTISI 1

Örneklerine çokça karşılaşılsa da kişiye has özellikler/özgünlükler barındırdığından kaç zamandır ben de bir şeyler yazmaya başladım. Okumalardan ve kitaplardan devşirdiğim kimi anekdotları maddeler halinde yazmaya koyuldum. Kim bilir dipnotlarda kalan edebi pasajları bu vesileyle sizlere ulaştırmak istedim. Dilerim ilginizi çeker…

"Hapishanelerdeki gerçek yazarlar onlardır ve maalesef çok az biliniyor, çok az okunuyorlar."

"Ayhan Kavak ve Adil Okay’ın birlikte hazırladıkları “Firari Yazılar” adlı bir kitap var. Bu kitaptan, hapishanedeki yazarlara dair kapsamlı bilgilere ulaşabilirsiniz, tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar."

Selahattin Demirtaş. Edirne F Tipi Hapishanesi

***

BASIN AÇIKLAMASI... YAZAR ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI: HAPİSHANEDEKİ KEYFİ KİTAP YASAKLAMALARINA KARŞI MÜDAHİL OLUN

“Sansür yalnızca üretim için gerek duyulan kaynakların yasaklanması olarak çıkmaz karşınıza. Kimi zaman da doğrudan, üretimleriniz idarenin politik tercihlerinin hışmına uğrayabilir ve bazen kısmen bazen tamamen sansürlenir. Bu durum sıklıkla yaşandığından, giderek “acaba şunu yazsam takılır mı” kaygısı oluşabiliyor. Böylece “öğrenilmiş çaresizlik” denilebilecek oto sansür gelişebiliyor. Bu da bir çeşit ezop dili geliştirilmesine ve güçlü imgeler yaratılmasına da sebep olabiliyor.”

Erol Zavar. F Tipi Hapishane. Bolu Bolu hapishanesi,

Iğdır hapishanesinde yazılan bir deneme: SAKLAMBAÇ

“Ebe olmak ister miydin? Büyüdüğün topraklarda yaşayan canlıları, bütünlüğü sorgulamak ister misin? Buna cesaretin var mı? Sorgularken başına gelecekleri iyi düşündün mü? Başına ne gelebilir ki? En fazla aklını yitirirsin mesela “şizofren” olursun. Aklının almayacağı milyonlarca gerçekliklerle karşılaşacaksın.”

Melih Gürler. S tipi Hapishane. Iğdır

19.12.2021 Iğdır’dan

“SAKLAMBAÇ”

BİR TUHAF EVRİM HİKAYESİ

Yaşamak ve yaşatmak için el ele, yürek yüreğe yürümek için, kendimizi ve bu evrendeki yerimizi doğru belirleyebiliriz. Belki de bütün mesele budur; unuttuğumuzu hatırlayalım, hatırladığımızı hayatımıza uyarlayalım. Basit, belki naif, sıradan belki kırılgan ama hakikatin bütün veçhelerin ortak karakteri böyledir. Tıpkı varlığımız gibi bütün güçlülüğümüz aslında zayıflığımızdır. Biz bu hikayede ancak bir şekilde var olabiliriz: ‘Yaşamak ve Yaşatmakla’.

Seyit OKTAY T Tipi Cezaevi B1-1 TOKAT

***

EVRENİN OLUŞUMU

"Herkesin kendi renginde yaşadığı bir dünya dileğiyle yeni yılınızı kutluyorum..."

06.12.2021

Sersal Piroz be!

Bakarsın bir sabah

Büyüğü “devlet dersinde öldürüldü”

Küçüğü aile dersinde

Ortancası örgütten bir ömürdür

                        cezaevinde

boyuna sırıtıyor yetkili çakallar

dağ dağ büyüyor öfkeler

olmaz değil, bakarsın bir sabah

deli bir çığ kopar her yandan

bütün hırsızlar altında kalır

emek, irade, ömür hırsızları

sevinç, ümit, anlam hırsızları

barış, söz ve gül hırsızları…

kuşlar çığlık çığlığa uçar

                                   2020

Mehmet Salih Erol'un cezaevinde yazdığı ve Abdullah Duran öykü yarışmasında ödül alan öyküsü...

AĞIRLAŞTIRILMIŞ GECE

Sancılar içinde uyanıp gözlerini açtığında, başını yastıktan zorlanarak kaldırıp etrafa bakındı. İçinden bağırmak geçti ama aniden buna engel olması gerektiğini fark etti. Üzerinde son birkaç gündür onu iyice yormaya başlayan bir ağırlık...

Koca bir çığın altında gibi hissediyordu. Gözü her kapandığında Gabus cini sanki boğazına çöküp onu nefessiz bırakıyor, ‘nefes alamıyorum’ diye çırpınıp avazı çıktığı kadar bağırmak istese de yalnızlığın soğukluğuyla birleşen Gabus’un delikli elleri buna izin vermiyordu.

Bünyan Hapishanesinden gelen bir öykü

“O” Binbir türlü belirsizliğin aklımın içinde hareket etmesine ve gölgelerin yüzüme düşüyor olmasına rağmen hafifçe gülümsüyorum. Engel olamadığım bu gülümseme yüzünden keskin bir suçluluk duygusu hissediyorum. Aslında gülmek, içinde bulunduğum durumu göz önüne alırsam; yapabileceğim en son şeydir. Çünkü topraklarımızdan atılmıştık, açtık, hastalıklarla boğuşuyorduk, sevdiklerimizi bıraktık arkamızda ve çok da ölü…

Ümüş Eylül Dergisinin 41. Sayısı

Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan elimize ulaştı. Şu bağlantılardan e-dergi biçimine erişebilirsiniz:

  • https://drive.google.com/file/d/1ij3SRACt85gbVAnkhBIm26tIRSARKVya/view?usp=sharing
  • https://issuu.com/gorulmuturamacozulmemitir/docs/41_-_m_eyl_l

Bütün sayılar için şu bağlantıları ziyaret edebilirsiniz:

"FİRARİ YAZILAR- İÇERİDEKİ YAZARLARLA SÖYLEŞİLER" ÇOK YAKINDA YAYINLANIYOR

Görülmüştür Kolektifi'nden Adil Okay ile tutsak doktor Ayhan Kavak'ın bir yıldır süren çalışması -Gültan Kışanak'ın, Leyla Atabay'ın, Selahattin Demirtaş'ın ve 38 mahpus yazar ve şairin katkısıyla- nihayet sonuçlandı. Firari yazılar adlı kitap klaros yayınlarından çıkıyor.

iletişim:

[email protected]

veya

[email protected]

l

***

Arka kapaktan bir bölüm:

DELİ GÜCÜ

 

            Yatakta uzanmış okuduğu kitaba ilk sayfasından itibaren hayran olmuştu. Satırlardaki malzemeden çalınmamış, hatta daha cömert olunamayacağını kanıtlamak istercesine kullanılan küfürler çok hoşuna gitmişti. O da dolmuştu son limitine kadar. Kitaptaki kahraman rahatlığını kıskanarak arkadaşlarına, selam verene-vermeyene, alana-almayana, herkese sövmek istiyordu. “Ne küfrediyorsun” diyene tüm literatürdekileri sıralamak ve “daha ister misin” der gibi sırıtmak ne güzel olurdu.

Ekmeğin Bedeli

 

Buğday ve suydu

Şimdiye dek ekmek

Oysa kaç kurşun sıkıldı,

Kan bulaştı

Ona ulaşmak isteyen çocuklara

En şanslısı sıcacık, mis kokusuyla

Isırırken koca koca

Berkin koşarak, kahkahalarıyla

İçinden geçti.

Arkasından iki fırıncı arkadaşı

Buğday ve suyu bulaştıracakken

Ekmek daha da ağırlaştı.

Gözyaşları, ağıtlar

Kurşunlara ve kana karıştı.

Cizre’nin sokaklarında

Vurulurken çocuklar

Ekmek

Buğday ve su olmayı

Çoktan bıraktı.

UMUT ÇIĞLIĞI

 

Saat kör geceyi vururken,

Hüzünlü bir şarkı yuvalanır dilden öteye.

Açılır şimdi mazilerin vanası aheste aheste.

Ne kadar güzeldi dağların eteğinde dinlediğim kaval sesi.

Ovaların yeşilimsi halısında, kokladığım papatyalar,

Peki ya ay ışığında koştuğum sokaklar

Arşı yaran körpe türkülerim…

Katre katre dökülür suskun gözlere

Özlem nedir? Sıla nedir? Hasret nedir?

Zindan kördür, gecesini şiir aydınlatır

Dökülür işte birkaç dert u cefa

Ne yazık ki işitmez zebani duvarlar