Öykü

ASMA KÜSMÜŞ

 

-Asma küsmüş!

-Ne asması, ne küsmesi abla?

Meral gülümsedi, Hüsam’ın gösterdiği tepkiyi ve içine düştüğü şaşkınlığı önemsemeden devam etti.

-Bugünlerde bir sıkıntın, derdin var mı?

-Abla ne diyorsun? Burası cezaevi, stres, sıkıntı günlük işlerden.

-Yok öyle günübirlik olan değil, daha derinden olan bir şeyden bahsediyorum. Ruhunu yaralayan, kalbini sıkıştıran, ışığını söndüren cinsten! Karamsarlık kötümserlik var mı? Bak varsa söyle!

Aren’e Masallar (3) - ÇOCUKLAR ÜLKESİ

 

 

Ülkenin birinde bir hükümdar yaşarmış. Bu hükümdar ülkesini kötü ve zalimce yönetirmiş. Sadece kendi ülkesini değil etrafında bulunan diğer ülkelere de zarar vermek istiyormuş.

İçerisinde bulunduğu zenginlik onu daha da kötü yapıyormuş. Kendinden başka hiç kimseyi düşünmüyor ve herkese zalimce davranıyormuş.

Bu hükümdarın komşu ülkelerinden biri de Çocuklar Ülkesi’ymiş. Bu ülke zalim hükümdarın aksine, sevgiyle, hoşgörüyle bir yaşam sürerlermiş. Bu Çocuklar Ülkesi’nde hükümdarlık ya da zorbalara yer yokmuş.

BİR RESİM İKİ HAYAT

 

 

Yıldızlarla bezeli, lacivert örtüsüne bürünmüştü gökyüzü. Birkaç sokak lambasının aydınlığında çıkacaktı yola.

            Öncesinde kapının eşiğine bir süre önce asmış olduğu çizime takıldı gözleri. Yüreğinde gökyüzünün derinliğini hissedebilenler, yıldızların yürek atışındaki pırpırlığını görebilenler, çizimin anlamını kavrayabiliyorlardı. Neyse ki sevmediklerinin sorularına yarım ağızdı cevapları. Olmadık sorular soruyorlardı nihayetinde. Ve onlar; yüreği fesatlıklarla, hainliklerle dolmuş olanlardı.

Ölüm orucuna dair bir gerçek öykü: Bir resim iki hayat

"Evladının bebekliğindeki ağlayışlarından, ya atamadığı gazını ya bezini pislettiğini ya da acıktığını anlayabiliyordu. Şimdi gözü önünde erirken de enerjisinin günbegün bitmekte olduğunu aynı babalık sezgileriyle fark ediyordu."
Özgür Karakaya

İstanbul - BİA Haber Merkezi
* Fotoğraf: Pixabay

***
Yıldızlarla bezeli, lacivert örtüsüne bürünmüştü gökyüzü. Birkaç sokak lambasının aydınlığında çıkacaktı yola.

Hapisteki çocuk Aren'in annesinden yeni bir öykü: AREN ANNESİNE VE BABASINA YARDIM EDİYOR

AREN ANNESİNE VE BABASINA YARDIM EDİYOR

Günışığı tüm görkemiyle ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. Kuşlar sanki doğaya bütün neşeleriyle koro halinde müzik ziyafeti veriyorlardı. Aren mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu.

Annesi yavaşça küçüğünün yanına yaklaşmış, gülümseyerek seyretmiş o güzelliği, uyandırmak istememiş önce ama bugün yapacakları işleri varmış ve Aren’de yardım edeceğini “anneciğim ben kocaman oldum iş yapabilirim” demişti. Uyandırmaya karar verdi.

Tekirdağ Hapishanesinde yazılan bir öykü: "Yılanla Tanışma... "

 

 

YILANLA TANIŞMA

Köye ilk gelişim değildi. Birkaç yıl öncesinden annemin kucağında tarlaya gidişimiz ve oradan günebakan hasadıyla ilgili puslu anılar vardı hafızamda. Bu defa babam var yanımda, annem İstanbul’da kalmış.

Gece amcamlardaydık ve babam beni gün doğmadan uyandırdı. Avluya çıktığımızda ayazdan titrer durumdaydım. Yola çıkmadam önce babam elime bir ekmek parçası tutuşturdu.

“Yolda  köpekler havlayıp üzerimize gelecek. Onlara atarsın bunu.” dedi.

Tekirdağ hapishanesinden gelen yeni bir öykü: "DENİZLE TANIŞMA"

 

 

 

Mesut Deniz. 2 No’lu F Tipi Hapishane. Tekirdağ

DENİZLE TANIŞMA

“Mesut babasıyla denize mi gidecekmiş bugün.”

Sabah uyandıktan hemen sonra başlayan annemin bu yönlü söylemleri heyecanlandırıyordu beni. Öncesinde televizyonda ve köye giderken otobüsün içinden görmüşlüğüm vardı denizi. Şimdi televizyondaki gibi içine de girecektim. Annemin beni heyecanlandıran söylemlerine, yüzümde gülücüklerle “Denize gitçez” diye cevap veriyordum.

GECE YÜREK VE DİL SUSKUN

 

 

"Toprağın koynunda bile yan yana olmak bizim için yüksek bir değerdir"

            Neden diye sormayacağım, çünkü ruhum hapishanelere sığmıyor. Ruhumu hiçbir yere sığdıramıyorum. Bu hakikat ortadayken bile toprağın koynuna sığacağımı sanmıyorum. Toprak dar gelir, sığamam toprağın koynuna.

            Toprak ağır.

            Duvarlar soğuk.

            Sular kurşun kadar ağır.

            Özlemler ise büyük.