ÖYM İmzalı Hukuksuzluk Örnekleri 1: Ebru Bayram

A-3’de birlikte kaldığımız ve o zaman tanıştığımız genç arkadaşım Ebru’ya ortak sohbet alanında soruyorum: Ebru bu kadara ceza alacak ne yaptın?

Başbakan R. T. Erdoğan’ın “içeride günahsız yatan çok kişi var.”açıklaması üzerine, önce kocaman bir "günaydın" diyip; ardından da bulunduğum hapishanede ulaşabildiğim kadarıyla kadın arkadaşların dosyalarına, yargı süreçlerine ve mahkeme kararlarına ilişkin küçük bir araştırma yaptım.

Öncellikle belirtmeliyim ki,19, 20, 22 yıllık kadın tutsakların 1990’lı yılların siyasal atmosferinde DGM’lerce bol keseden önce 125. maddeden idam cezası verip ardından müebbet hapis cezasına çarptırılmaları bir lütuf gibi görülse de… O dönemki dosyaların ezici çoğunluğu Türkiye’deki hukuk sisteminin, sonucu daha en başından belli yargı süreçlerindeki adaletsizliklerin bir bütün olarak masaya yatırılarak hesaplaşılması gerektiği aşikâr.

Bu arkadaşlarla ilgili yapılması gereken tartışmaları dizinin sonuna bırakıp, yakın zamanın dava dosyalarıyla, ÖYM imzalı dosyalarla başlamak istiyorum.

Sürgün sevkle genellikle de Kürdistan hapishanelerimden gelen kadın tutsakların dava süreçleri, verilen cezalar hakikaten ibretlik!

Hafta içinde bir süre A-3’de birlikte kaldığımız ve o zaman tanıştığımız genç arkadaşım Ebru’ya ortak sohbet alanında soruyorum:

Ebru bu kadara ceza alacak ne yaptın?

Aydınlık bir gülümsemeyle yanıtlıyor beni ve elime tutuşturduğu karar duruşması tutanağını gösteriyor.

Ve birlikte okumaya başlayıp, arada bir yönelttiğim sorularla Ebru’nun uğradığı adaletsizliğin izini sürüyoruz.

Ebru Bayram 1989 Diyarbakır doğumlu. Emekçi bir ailenin altı kızından sonuncusu. Yani tekne dibi… Diyarbakır’da liseyi bitirip üniversite öğrenimi için Wan’a gidiyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği’nde okuyor. Anlayacağınız sayıları bir hayli kabarık olan tutuklu öğrencilerden biri. 2011 Şubat’ında Yurtsever Gençlik’e yönelik bir operasyonda gözaltına alınıp, tutuklanmış. Ve 28 Aralık 2012 tarihinde de Adana 6. ACM’den karar çıkmış. Dosya Yargıtay’da.

Ebru gözaltına alındığında üzerinde suç teşkil edebilecek her hangi bir şey bulunmamış. Hazır Mersin’e arkadaşlarını ziyarete gitmişken denk gelen kitle gösterilerine katılmış. Hepsi bu! Bölge illerinde ve yoğun göç alan batı kentlerindeki kitle gösterilerini televizyon ekranlarından mutlaka izlemişsinizdir. Polisin yoğun gaz tazyikli su saldırısına havai fişek ve Molotof kokteylleriyle gençler karşılık verirler.

Ebru ne Molotof atmış, ne de havai fişek. Ama gösteriye katıldığı için gözaltına alınınca olan olmuş!

Sonuç mu?

Tam bir felaket!

37 yıl 2 ay ağır hapis ve 3000 TL. Para cezası!

Sakın birkaç gösteriye katılmanın cezası bu kadar olamaz demeyin.

Oluyor… Hem de öyle bir oluyor ki!

Son yılların bir uygulaması bu. Tek bir eyleme, basit bir basın açıklamasına katılsanız bile; TMK’daki, TCK’daki o ucube, faşist, baskıcı yasaların bir kaçını birden devreye soktuklarında; Ebru’nun dosyasında olduğu gibi, topladıklarında kocaman bir sonuç ortaya çıkıyor.

Ebru’ya da tam olarak bu yöntem kullanılmış ve:

- Örgüt üyeliğinden 9 yıl.

- Genel güvenliği kasten tehlikeye düşürmekten 1 yıl 6 ay.

Patlayıcı madde bulundurmaktan (ki dosyada Ebru bakımından bunun hiçbir karşılığı bulunmadığı halde) 6 yıl 8 ay.

Araç yakmaktan başka sanıklara verilen cezanın, “azmettirici” olduğu iddiasıyla Ebru’ya da 6x3yıl=18 yıl.

Toplam, 37 yıl 2 ay ağır hapis ve 3000 TL. Para cezası!

Araç yakma fiili tek bir kez olsa da, yanan bir araçtan diğerlerine sıçrayan yangın nedeniyle her bir oto için fiili gerçekleştirenlerin yanı sıra, Ebruya da “azmettirmek” ten aynı ceza verilir.

Peki, bu fiillerden Ebru’nun azmettirici olduğu iddiasını neye dayandırmaktadır mahkeme heyeti?

Mahalleden topladıkları 18 yaşında küçük çocuklardan polis emniyette ifade almış.

Yani polis, her zamanki yöntemini kullanmış.

Sonradan çocuklar ifadelerini çekseler de mahkemede, Adana 6. ACM heyeti bunu hiçbir şekilde dikkate almamış.

Ayrıca yukarıda sıraladığım fiillerin yasadaki karşılığının üç katı olarak verildiğini belirtmeliyim.

Bu nasıl mı oluyor?

Örneğin araca zarar vermek 1 yıl ağrı hapis cezası. TCK’nun 152/2.a maddesi gereğince arttırıp, 2 yıl yapıyorlar önce. Sonra da “PKK terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirdikleri”  gerekçesiyle 37/3 sayılı 5/1 maddesi gereğince yarı oranında artırıp 3’er yıla çıkarıyorlar cezayı. Ayrıca bu dosyada hiçbir şekilde 62. maddeyi uygulamayıp, indirim yapmamış mahkeme.

Ebru’ya bakıyorum, mahkemeye heyetinin neden indirim uygulamadığını anlamaya çalışıyorum…

Bildiğiniz gibi yakın zamana kadar Kürtlerin mahkemelerde kendi ana dilleriyle savunma yapma talepleri tutanaklara “bilinmeyen bir dil” diye geçirilip, savunma hakları resmen gasp ediliyordu.

Ebru da bu süreci yaşayanlardan biri.

Hem savuma hakkı gasp edilmiş, hem de sorulara Kürtçe yanıt vermesi 62. maddeden yararlanmasını fiilen önlemiş!

Üstelik son karar duruşmasında da bir başka hukuksuzluğa maruz kalmış(lar).

Duruşmada aradan sonra verilen kararın sanıkların yüzüne okunması yasal bir gereklilik.

Hatta sanığın avukatının da o duruşmada mutlaka hazır olması gerekir.

Ancak Adana 6. ACM heyeti sadece avukatların salonda bulunmasını yeterli bulmuş.

Adliyenin bodrum katındaki hücrelerde bekletilen Ebru v e dosya arkadaşlarına karar metnini bir askerle göndermişler!

Ebru’ya verilen cezayı duyunca insan mantıken bayağı bir yasadışı fiili olması gerekir diye düşünebilir.

Ancak Türkiye’de ceza almak için hiçbir şey yapmanız gerekmez.

Bazen duyarlı, muhalif olmak, devletin baskı ve zulmüne karşı çıkmak fazlasıyla yeterli olabilir.

2006 Haziran’ında yürürlüğe giren TMK’daki değişikliklerle birlikte (ki bu geçmişte de aynı idi) örgüt üyesi olmasanız da, bir basın açıklaması ya da protesto gösterilerine katılmanız yeterli.

Hoş benim yakın geçmişte yaşadığım gibi bir protesto gösterisi ya da basın açıklamasına katılmadan da, polis laboratuarlarında hazırlanan kâğıt parçalarıyla örgüt üyesi de, yöneticisi de yapılabilirsiniz!

Sonrası ise çok kolay.

Gelsin cezalar, gelsin hukuk cinayetleri!

Ebru da bildik birkaç protesto eylemine, basın açıklamasına katıldığı için polis tarafından PKK üyesi olarak ilan edilmiş.

Ardından o günlerde Mersin’de gerçekleşen araç yakma, havai fişek ve molotof atmaktan gözaltına aldıkları gençleri yönlendirdiği iddiasına yine mahalleden topladığı ve iddianamede “suça sürüklenen çocuklar” diye adlandırılan bu çocuklara polisin hazırladığı ifadeyi imzalatmak pek zor olmamış!

Hepsi bu ve karşılığı 37 yıl 2 ay hapis 3000TL para cezası.

Taktir edersiniz ki, kabus gibi bir şey!

Gelin bir de karar tutanağında el konulan eşya listesine bakalım:

Öcalan’la görüşme notlarının çıktıları, şehit gerilla kadının posteri, 310 adet cam bilye, 1 adet 5lt. Pet şişe, 1 adet kısmen yanmış pet şişe, (…) seri nolu plus hazır kart ve 1 adet mp3 çaların müsadersine karar vermiş mahkeme. Ve bunların hiç biriyle Ebru arasında maddi bir bağ kurulmamış.

Bir gösteride polisin çektiği görüntüdeki kadının Ebru olduğu iddiasına olabilir kişi raporunun hayır demesi, mahkeme heyetini ikna etmeye yetmemiş.

Ebru 5 numara miyop ve gözlüksüz sokağa çıması mümkün değil.

Fotoğrafta ise, gözlüksüz bir kadın ve bilirkişi bu kişi Ebru değil dese de ısrarla…

Heyet bunu dikkate bile almamış.

Bir de yine Ebru ile hiçbir bağı olmaya; “1 adet kibrit çöpün TCK 54. maddesi gereğince müsaderesine” karar vermiş mahkeme heyeti!

Gördüğünüz gibi memlekette dudak uçuklatan haksız, hukuksuz yere hapis cezası almanın hiçbir sınırı yoktur.

Ebru’nun ve son yıllardaki iddianamelere, karar tutanaklarına bakılınca İstanbul vapurlarındaki meşhur pazarlamacı Burhan’ı ve diğerlerini hatırlıyorum.

Ellerine aldıkları herhangi bir eşyayı; “Sadece bu makası alıp gitmiyorsunuz. Yanından bir de şöyle bir tarak veriyoruz. Bir dakika bu kadarda değil şöyle bir bıyık makası da var yanında…” diye uzar ya, Özel Yetkili Mahkemeler de son yıllarda aynen böyle çalışıyor.

Ve elbette bunu TMK’ya, TCK’ya dayanarak yapıyorlar.

Ayrıca polisi laboratuarlarında hazırlanmış çakma delillerle kâğıt parçalarıyla hazırlanan iddianameler de, ÖYM’lerin başyardımcısı oluyor.

Bu günlerde ÖYM’lerin kapatılması, TMK’nın iptali tartışılırken, duyarlı kamuoyunun çok dikkatli olması gerekiyor.

ÖYM’lerin ve TMK’nın hakikaten kaldırıp tarihin çöp sepetine atılması için karşı seslerin birleşmesi şart!

Aksi taktirde mahkemelerde tabelalar değiştirildiği gibi, TMK’nın da TCK’da toplanması kuvvetli bir ihtimal.

Bunun için yarın çok geç olmadan bu meseleyle ilgili tavır konulması gerekiyor.

Ebet! Kısacası Ebru Bayram’ın yargılanma süreci böyle.

Haftaya bir başka dosyadaki hukuksuzluk örneğini paylaşacağım.

Görüşmek dileğiyle… (FE/HK)

* Füsun Erdoğan, 1 Şubat 2014, Gebze Kadın Kapalı Hapishane

Kaynak: bianet.org

İlişkili İçerik